Basın Konseyi, Halk TV’ye yönelik uygulamalarla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, kanalın İstanbul’daki merkez binasına şafak vakti polis baskını düzenlendiği, ekranlarının karartıldığı ve yönetimine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kayyum atandığı belirtildi. Konsey, yaşananları basın özgürlüğü ve çok seslilik açısından “kapkara bir gün” olarak değerlendirdi.
Medya kuruluşlarının sahipleri ya da ortakları hakkında yürütülen adli süreçlerin gazetecilik faaliyetlerini engellemenin gerekçesi olamayacağını vurgulayan Konsey, Halk TV’nin yayınlarının derhal yeniden başlamasını ve çalışanların görevlerini özgürce yerine getirebilmesini istedi.
“ADLİ SÜREÇLER SANSÜRÜN ARACI OLAMAZ”
Basın Konseyi açıklamasında, soruşturmanın hukuki gerekçeleri ne olursa olsun bir medya kuruluşunun önüne polis barikatı kurulmasına, gazetecilerin ve televizyon çalışanlarının binaya girişinin engellenmesine karşı çıktı.
Bu uygulamaların ve canlı yayının tamamen durdurulmasının, hukukun işletilmesinden çok muhalif bir sesin susturulmasına yönelik olduğunu savunan Konsey, şirket sahiplerine ilişkin soruşturmalar ile bir yayın kuruluşunun faaliyetlerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Açıklamada, “Şirket ortakları ya da sahiplerine yönelik yürütülen adli süreçler, bir kitle iletişim aracının tamamen kapatılması ya da sansürlenmesi için bir araç olarak kullanılamaz” ifadelerine yer verildi.
ANAYASANIN BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HÜKMÜ HATIRLATILDI
Konsey, açıklamasında Anayasa’nın 28. maddesindeki “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünü hatırlattı. Bir televizyon kanalının yayınının kesilmesini, toplumun doğru bilgiye ulaşma, sorgulama ve eleştirme hakkına müdahale olarak değerlendirdi.
Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin çalışma hakkıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Konsey, bu özgürlüğün demokratik toplumun temel ihtiyaçlarından biri olduğunu ifade etti. Açıklamada şu değerlendirme yapıldı:
“Unutulmamalıdır ki, basın özgürlüğü sadece gazetecilerin çalışma hakkı değil, aynı zamanda demokratik bir toplumun nefes borusudur. Bu borunun kesilmesi, ülkeyi karanlığa ve tek sesliliğe mahkum etmektir.”
“TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK İTİBARINI ZEDELİYOR”
Açıklamada, medya üzerindeki yargısal, ekonomik ve idari baskıların arttığı savunuldu. Konsey, bu sürecin Türkiye’nin demokratik itibarını olumsuz etkilediğini ve uluslararası endekslerdeki gerilemeyi derinleştirdiğini belirtti.
Gazetecilik faaliyetlerinin idari kararlarla engellenmesine tepki gösteren Konsey, basın çalışanlarının geleceğinin ve iş güvencesinin de bu uygulamalardan etkilendiğine dikkat çekti. Basın emekçilerinin haklarının ellerinden alınmasının hiçbir hukuki zeminde meşrulaştırılamayacağını ifade etti.
EKRANLARIN DERHAL AÇILMASI İSTENDİ
Halk TV’ye yönelik müdahaleyi “anti-demokratik uygulama ve sansür” olarak nitelendiren Basın Konseyi, ekranların derhal açılması çağrısında bulundu. Gazetecilerin görevlerini özgürce yapabilmeleri için gerekli koşulların sağlanmasını bir kez daha talep etti.
Konsey, gece gündüz kamusal görevlerini yerine getiren Halk TV çalışanlarıyla dayanışma içinde olduğunu belirterek, “Tüm Halk TV emekçilerinin ve meslektaşlarımızın sonuna kadar yanında olduğumuzu bildiriyoruz” açıklamasını yaptı.
TUTUKLU GAZETECİLER İÇİN SERBEST BIRAKILMA ÇAĞRISI
Basın Konseyi, açıklamasının sonunda yalnızca gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını ya da ev hapsinde tutulduğunu belirttiği tüm gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi.
Konsey, anayasa ve yasalarla koruma altında bulunan gazetecilik mesleğinin yaşatılması ve basın çalışanlarının görevlerini özgürce sürdürebilmesi için gerekli adımların atılması çağrısında bulundu.