Sizin demokrasiniz batsın!
CHP yıllardır bu ülkede demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik ve şeffaflık kavramlarını dilinden düşürmüyor. Kürsülere çıkıldığında demokrasi nutukları atılıyor, farklı düşüncelere saygıdan söz ediliyor, eleştiri kültürünün öneminden bahsediliyor.
Peki Zonguldak’ta yaşananlar ne?
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in icraatlarını eleştirenler neden bir anda “hain” ilan ediliyor? Belediye yönetimini başarısız bulanlar neden CHP düşmanıymış gibi gösteriliyor? Parti içinde farklı bir siyasi tutum sergileyenler neden sosyal medya üzerinden hedef tahtasına oturtuluyor?
Demokrasi yalnızca sizin söylediklerinizi alkışlayanlar için mi var?
Tahsin Erdem’i destekleyen demokrat, eleştiren hain mi?
Belediye yönetiminin her kararına “evet” diyen partili, karşı çıkan “mutlak butlancı” mı oluyor?
Böyle demokrasi olmaz.
Böyle parti içi mücadele olmaz.
Böyle siyaset hiç olmaz!
Son günlerde sosyal medyada Harun Akın ve Olcay Can üzerinden yürütülen linç kampanyası, CHP’nin Zonguldak’taki demokrasi anlayışını açıkça ortaya koyuyor. İki isimle de telefonla görüştüm. Söyledikleri son derece açık: CHP içinde siyaset yapmaya devam edeceklerini, partiden ayrılmayı düşünmediklerini ve mücadelelerini CHP çatısı altında sürdüreceklerini ifade ettiler.
Bundan daha doğal ne olabilir?
Bir siyasi partinin mensubu, kendi partisi içinde farklı bir görüşü savunamaz mı? Belediye başkanını eleştiremez mi? Parti yönetiminin yanlış yaptığını düşündüğünde bunu dile getiremez mi? Herkes aynı kişiyi desteklemek, aynı düşünceyi savunmak ve aynı sloganı atmak zorunda mı?
Eğer öyleyse bunun adı demokrasi değildir.
Bunun adı tek sesliliktir.
Bunun adı baskıdır.
Bunun adı biat düzenidir.
CHP’nin neden yıllardır iktidar olamadığını merak edenler, Zonguldak’ta yaşananlara dikkatle baksın. Bir taraftan Türkiye’ye demokrasi getireceğinizi söyleyeceksiniz, diğer taraftan kendi partinizde farklı düşünen insanları susturmaya çalışacaksınız. Genel merkez yönetimini eleştirenlere, farklı siyasi isimleri destekleyenlere ve belediye başkanından hesap soranlara hakaret edeceksiniz.
Sonra da halktan demokrasi adına oy isteyeceksiniz.
Kusura bakmayın ama sizin demokrasiniz yalnızca size hizmet ettiği sürece demokrasi ise, sizin demokrasiniz batsın!
Demokrasi, yalnızca sevdiğiniz insanların konuşma hakkı değildir. Demokrasi, hoşunuza gitmeyen düşüncelerin de ifade edilebilmesidir. Eleştirilere tahammül edemiyorsanız, farklı düşünceleri düşmanlık olarak görüyorsanız, sosyal medya grupları üzerinden insanları hedef gösteriyorsanız, demokrasi kelimesini ağzınıza almayacaksınız.
Tahsin Erdem ve çevresinde oluşturulan siyasi yapı, bugün CHP’nin Zonguldak’taki geleceğinin altına adeta mayın döşüyor. Belediye başkanının her kararını sorgusuz sualsiz savunanlar, kendilerini CHP’nin gerçek sahibi zannetmeye başladı. Tahsin Erdem’i eleştiren herkes partinin karşısındaymış gibi gösteriliyor.
CHP, Tahsin Erdem’den mi ibaret?
Tahsin Erdem’den önce bu parti yok muydu?
Bu partiye yıllarca emek veren, bedel ödeyen, seçim kaybeden, seçim kazanan, sokak sokak dolaşan, afiş asan, sandık bekleyen insanlar bir kişinin belediye başkanı seçilmesiyle değersiz mi oldu?
Kimse kusura bakmasın; CHP hiç kimsenin şahsi şirketi değildir.
Zonguldak Belediyesi de hiç kimsenin aile işletmesi değildir.
Belediye başkanlığı makamı, yakın çevreye imkân sağlama, eşe dosta kapı açma veya eleştirenleri susturma makamı değildir. Belediye başkanlığı; halka hesap verme, şeffaf yönetme, liyakati esas alma ve seçim döneminde verilen sözleri yerine getirme makamıdır.
Tahsin Erdem seçim döneminde ne söyledi?
Şeffaflık dedi.
Adalet dedi.
Liyakat dedi.
Halkçı belediyecilik dedi.
Hesap verebilirlik dedi.
Peki bugün Zonguldak halkı ne görüyor?
Belediyenin nasıl yönetildiğine ilişkin ciddi tartışmalar görüyor. İşe alımlarla ilgili kamuoyunda dile getirilen iddialar görüyor. Belediye yönetiminde aile bireylerinin ve yakın çevrenin etkili olduğu yönündeki eleştirileri duyuyor. Seçim döneminde verilen sözlerle belediye başkanlığı dönemindeki uygulamalar arasındaki çelişkileri görüyor.
Bütün bunlar konuşulmayacak mı?
Birileri rahatsız olacak diye gazeteciler susacak mı?
Partililer korkacak mı?
Vatandaş gördüğünü söylemeyecek mi?
Tahsin Erdem’i savunanlara göre belediyede her şey yolunda. Eleştirilecek hiçbir konu yok. Başkan ne yaparsa doğru, ne söylerse haklı. Belediye yönetimiyle ilgili soru soranlar kötü niyetli, eleştirenler düşman, muhalefet edenler hain!
Böyle bir anlayış kabul edilemez.
Bir belediye başkanı eleştiriden korkuyorsa, makamın sorumluluğunu taşıyamıyor demektir. Kendi partisinden gelen itirazları bile sindiremiyorsa, halka karşı nasıl hesap verecektir? Sosyal medya üzerinden oluşturulan taraftar gruplarının arkasına saklanarak siyaset yapılmaz.
Eleştirinin karşılığı küfür değildir.
Sorunun karşılığı hakaret değildir.
İddianın karşılığı linç değildir.
Tahsin Erdem’e yakınlığıyla bilinen çevreler önce şu sorulara açık ve net cevap vermelidir:
Belediyedeki işe alımlarda liyakat esas alındı mı?
Belediye yönetiminde aile üyelerinin veya yakın çevrenin etkisi var mı?
Seçim döneminde verilen sözlerin ne kadarı yerine getirildi?
Şeffaflık iddiasıyla göreve gelen yönetim, aldığı kararları Zonguldak halkına açık biçimde anlatıyor mu?
Kamuoyunda konuşulan yakınlara iş talebi, referans ve belediyeler arasında personel yerleştirme iddiaları doğru mu?
Bu iddialar doğru değilse çıkarsınız, belgeleri ortaya koyarsınız ve kamuoyunu bilgilendirirsiniz. İnsanlara küfür ettirerek, eleştirenleri hedef göstererek veya gazetecileri susturmaya çalışarak bu soruların üzerini örtemezsiniz.
GMİS ve Emirgan Otel üzerinden kamuoyuna yansıyan iş talebi iddiaları da açıklığa kavuşturulmalıdır. Bir belediye başkanının kendi yakını için iş istediği ileri sürülüyorsa, bu konu dedikoduyla geçiştirilemez. Tahsin Erdem çıkmalı ve Zonguldak halkına açıkça cevap vermelidir.
İş talebinde bulundu mu, bulunmadı mı?
Yakın çevresinden belediyede işe alınanlar oldu mu?
Başka belediyelerle personel konusunda görüşmeler yapıldı mı?
Bu sorulara cevap vermek yerine, soruyu soran insanları düşman ilan etmek en kolay yoldur. Ancak o yol, gerçeği ortadan kaldırmaz. Tam tersine, şüpheleri büyütür.
Tahsin Erdem’e asıl zararı eleştirenler değil, yaptığı her şeyi alkışlayanlar veriyor. Yanlışına yanlış demeyenler, başkanı siyasi olarak uçuruma sürüklüyor. Tahsin Erdem bugün çevresindeki alkışlardan memnun olabilir. Sosyal medyada kendisini savunanların hakaretlerini sessizce izliyor olabilir. Fakat siyaset, sosyal medya yorumlarından ibaret değildir.
Sandık geldiğinde küfür edenler değil, halk karar verir.
Zonguldak halkı belediyenin hizmetine bakar.
Yollara bakar.
Suya bakar.
Ulaşıma bakar.
Temizliğe bakar.
Belediyenin kaynaklarının nasıl kullanıldığına bakar.
İşe alımlarda kimin tercih edildiğine bakar.
Verilen sözlerin tutulup tutulmadığına bakar.
Tahsin Erdem ve çevresi, Zonguldak’ta CHP’yi büyütmek yerine parti içinde yeni cepheler açıyor. Kendisine destek vermeyenleri dışlayarak, yıllardır partiye emek veren insanları hedef göstererek ve farklı görüşleri düşmanlaştırarak CHP’ye iyilik yapılmaz.
Bu anlayış devam ederse CHP Zonguldak’ta kendi kendisini tüketir.
Bugün Harun Akın’a, Olcay Can’a ve farklı düşünen isimlere yöneltilen hakaretlere sessiz kalanlar, yarın aynı linç kültürünün kendilerini hedef almayacağını zannetmesin. Çünkü bir kez linç siyaseti başlatıldığında, o düzenin kimi yutacağı belli olmaz.
Tahsin Erdem’in siyasi duruşu da giderek daha fazla sorgulanıyor. CHP’nin ilkelerini savunduğunu söyleyen bir belediye başkanı, neden eleştiriye bu kadar tahammülsüz bir çevrenin merkezinde duruyor? Neden parti içi muhalefete karşı sert bir cephe oluşturuluyor? Neden farklı düşünen CHP’liler düşmanlaştırılıyor?
Tahsin Erdem’in siyasi geleceği için AK Parti’ye geçeceği iddiasında bulunmuyorum. Ancak uyguladığı siyaset anlayışının CHP’nin savunduğunu söylediği demokratik değerlerle örtüşmediğini açıkça ifade ediyorum. Bugünkü tabloya bakıldığında insan ister istemez “Tahsin Erdem hangi siyasi anlayışı temsil ediyor?” diye soruyor.
CHP’li olmak yalnızca rozeti yakaya takmak değildir.
CHP’li olmak, farklı düşüncelere tahammül etmektir.
CHP’li olmak, halkçılığı savunmaktır.
CHP’li olmak, belediyeyi yakın çevrenin değil halkın hizmetine sunmaktır.
CHP’li olmak, şeffaf ve hesap verebilir olmaktır.
Bunlar yoksa geriye yalnızca tabela kalır.
Tahsin Erdem şeffaflıktan ve adaletten söz ederek Zonguldak halkından oy aldı. Ancak bugün birçok kişi bu sözlerin yalnızca seçim propagandası olduğunu düşünüyor. Bu algıyı ortadan kaldırması gereken kişi de Tahsin Erdem’in kendisidir.
Bunun yolu eleştirenleri susturmak değildir.
Bunun yolu sosyal medya orduları kurmak değildir.
Bunun yolu insanlara hakaret ettirmek değildir.
Bunun yolu hesap vermektir.
Belgeleri açıklamaktır.
İşe alımları kamuoyuyla paylaşmaktır.
Kararların gerekçesini anlatmaktır.
Aile üyelerinin belediye yönetimindeki rolüne ilişkin iddiaları açıklığa kavuşturmaktır.
Yakınlara iş talebi yönündeki iddialara net cevap vermektir.
Tahsin Erdem bunları yapmadığı sürece tartışmalar devam edecektir. Soruların üzerini örttükçe yeni sorular ortaya çıkacaktır. Eleştirenleri hedef gösterdikçe toplumdaki güvensizlik büyüyecektir.
Hiç kimse Zonguldak halkını aptal yerine koymasın.
Hiç kimse CHP seçmenini emir eri zannetmesin.
Hiç kimse gazetecilere ve parti içindeki muhalif isimlere parmak sallamasın.
Bu şehirde herkes konuşacak. Belediye başkanını da eleştirecek, milletvekilini de eleştirecek, il başkanını da eleştirecek. Çünkü siyasetçiler halkın efendisi değil, halkın hizmetkârıdır.
Tahsin Erdem ve çevresindekiler demokrasi istiyorsa, önce eleştiriye tahammül etmeyi öğrenecek. Farklı düşünen insanları hain ilan etmekten vazgeçecek. Sosyal medya üzerinden yürütülen hakaret kampanyalarına açıkça karşı çıkacak.
Aksi hâlde meydanlarda demokrasi nutukları atmanın hiçbir anlamı kalmaz.
Kendi partinizde farklı bir sese tahammül edemiyorsanız, ülkeye demokrasi getireceğinizi söylemeyin.
Kendi belediye başkanınızı eleştireni düşman ilan ediyorsanız, özgürlükten bahsetmeyin.
Kendi içinizde adaleti sağlayamıyorsanız, Türkiye’ye adalet vadetmeyin.
Çünkü sizin demokrasi anlayışınız yalnızca sizi alkışlayanlar için geçerliyse, sizin demokrasiniz batsın!