Muhalefette büyük kırılma, plan tıkır tıkır işliyor!
Türkiye siyasetinde bazen yaşanan gelişmelere tek tek baktığınızda her şey normal görünebilir.
Ancak parçaları yan yana koyduğunuzda ortaya bambaşka bir tablo çıkar.
Bugün yaşananlara baktığımda benim gördüğüm tablo tam olarak şu:
Plan tıkır tıkır işliyor…
Cumhuriyet Halk Partisi’nde başlayan büyük kırılma, ardından ortaya çıkan yeni siyasi yapılanma ve şimdi de kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen düzenleme konusunda alınan tavır…
Bütün bunların sonunda sorulması gereken çok basit bir soru var:
Bu siyasi tablonun sonunda kim güçleniyor?
Bana göre cevap ortada.
AK Parti.
CHP'de yaşanan çözülmenin ardından Özgür Özel liderliğinde şekillenen Yeni Parti, muhalefette yeni bir umut oluşturma iddiasıyla yola çıktı.
Ancak bugün gelinen noktada çok daha ciddi bir sınavla karşı karşıya.
O sınavın adı: Çerçeve Yasa.
Kamuoyunda “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olarak bilinen düzenleme, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürecin hukuki altyapısının en önemli parçalarından biri olarak Meclis gündemine geldi.
Teklif, Adalet Komisyonu’nda yaklaşık 18 saat süren görüşmelerin ardından kabul edildi. Komisyon aşamasında Yeni Parti de teklife “evet” oyu verdi.
Asıl dikkat çeken gelişme ise Genel Kurul öncesinde yaşandı.
Özgür Özel, kendisinin ve yönetici arkadaşlarının yasaya “evet” oyu kullanacağını açıkladı.
Özel, bunu “barışın önünü açmak” ve tarihsel bir sorumluluk olarak tanımlarken milletvekillerini ise serbest bıraktı; vekillerin seçildikleri illerde vatandaşların yaklaşımına göre karar verebileceklerini söyledi.
İşte bence Yeni Parti açısından siyasi kırılmanın başlayabileceği nokta tam da burası.
Çünkü mesele yalnızca Meclis'te kaldırılan ellerden ibaret değil.
Mesele, o ellerin sandıkta nasıl karşılık bulacağıdır.
Öncelikle vatandaşın tartışılan düzenlemenin içeriğini bilmesi gerekiyor.
Teklif 12 maddeden oluşuyor ve PKK/KCK'nın fiili varlığına son vermesi ve silahsızlanmasının ardından uygulanacak hukuki mekanizmayı düzenliyor. Düzenlemenin devreye girmesi için silahsızlanmanın güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülüyor.
Düzenlemenin kapsamına giren başlıklar arasında;
PKK/KCK'yı kurmak veya yönetmek, örgüte üye olmak, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, örgüt propagandası yapmak, örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlar ve örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçlar bulunuyor.
Teklifin yasalaşması ve öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde PKK ile bağlantılı bazı soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezalar bakımından erteleme mekanizmalarının uygulanması gündeme gelecek. Sürecin takibi için de Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında üst düzey bir kurul oluşturulması öngörülüyor.
Dolayısıyla tartışılan şey sıradan bir kanun değişikliği değil.
Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık terör sorununa ilişkin son derece önemli ve toplumun hassasiyetlerinin en yüksek olduğu alanlardan birinde yeni bir hukuki dönem açılıyor.
Tam da bu nedenle siyasi partilerin vereceği her oyun çok ağır bir siyasi karşılığı olacak.
Kim bu ülkede terörün sona ermesini istemez?
Kim bir annenin daha evladını kaybetmemesini istemez?
Kim dağdan cenaze gelmesini, askerimizin, polisimizin, vatandaşımızın ölmesini ister?
Elbette Türkiye terör belasından tamamen kurtulmalıdır.
Fakat burada tartışılması gereken mesele “Terör bitsin mi, bitmesin mi?” değildir.
Elbette bitsin.
Asıl mesele şudur:
Nasıl bitecek ve karşılığında ne olacak?
Devlet hangi hukuki adımları atacak?
Kimler hangi düzenlemelerden yararlanacak?
Toplumun adalet duygusu nasıl korunacak?
Şehit ailelerinin hassasiyetleri nasıl gözetilecek?
Ve en önemlisi, Türkiye birkaç yıl sonra yeniden aynı noktaya dönmeyeceğinin güvencesini nasıl sağlayacak?
Siyasetin görevi bu soruları sormaktır.
Muhalefetin görevi ise iktidarın önüne gelen her düzenlemeye otomatik olarak “hayır” demek olmadığı gibi, “barış” kelimesinin arkasına sığınarak her düzenlemeye sorgulamadan destek vermek de değildir.
Özgür Özel'in aldığı kararın siyasi sonuçlarının küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü Yeni Parti'nin seçmen kitlesinin önemli bir bölümünün Cumhuriyet'in kuruluş değerleri, Atatürk, üniter devlet yapısı ve terörle mücadele konusunda son derece hassas olduğu ortada.
Dolayısıyla Özel'in “Ben ve yönetici arkadaşlarım evet diyeceğiz” açıklaması parti içerisinde olduğu kadar seçmen tabanında da ciddi tartışma yaratabilecek nitelikte.
Nitekim milletvekillerinin serbest bırakılması bile bana göre parti yönetiminin tabandaki rahatsızlığın farkında olduğunun göstergelerinden biri olarak okunabilir.
Çünkü siyasi maliyeti olmayan bir konuda milletvekillerinin “illerindeki vatandaşların tutumuna göre” hareket etmesine neden ihtiyaç duyulsun?
Demek ki sahada bir rahatsızlık var.
Demek ki milletvekilleri kendi seçim bölgelerine döndüklerinde bunun hesabının sorulabileceğini düşünüyor.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Siyasette boşluk uzun süre boş kalmaz.
Yeni Parti'nin özellikle milliyetçi, ulusalcı ve güvenlik politikalarına duyarlı seçmeninde ciddi bir kırılma yaşanması halinde bunun adreslerinden birinin İYİ Parti, diğerinin ise Anahtar Parti olması şaşırtıcı olmaz.
Bu kesinleşmiş bir seçmen hareketi değildir; bunu bugünden olmuş gibi söylemek doğru olmaz.
Ancak siyasi zeminin böyle bir geçişe uygun hale geldiğini düşünüyorum.
Çünkü bir seçmen kendisini temsil ettiğini düşündüğü siyasi partiyle temel bir konuda ayrıştığında önce sorgulamaya, ardından alternatif aramaya başlar.
Bugün Çerçeve Yasa tartışması tam olarak böyle bir kırılma üretme potansiyeline sahip.
İYİ Parti'nin düzenlemeye karşı tavrı da bu açıdan dikkat çekiyor. Genel Kurul görüşmeleri sırasında İYİ Partili milletvekillerinin düzenlemeye yönelik sert itirazları Meclis'e yansıdı.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde özellikle milliyetçi seçmenin hareketlerini yakından takip etmek gerekiyor.
Gelelim yazının başındaki soruya.
CHP parçalandı.
Muhalefetin siyasi dengeleri değişti.
Yeni bir parti ortaya çıktı.
Şimdi o parti de seçmeninin en hassas olduğu konulardan birinde büyük bir sınav veriyor.
Eğer bu süreç Yeni Parti'nin oy kaybetmesine, muhalefet seçmeninin İYİ Parti, Anahtar Parti ve diğer partiler arasında daha fazla parçalanmasına yol açarsa sonuç kimin işine yarayacak?
AK Parti'nin.
Çünkü siyasette yalnızca kendi oyunuzu artırarak kazanmazsınız.
Bazen rakibinizin oylarının üçe, dörde, beşe bölünmesi de size seçim kazandırır.
İşte benim “Plan tıkır tıkır işliyor” derken anlatmaya çalıştığım tam olarak bu.
Belki ortada masa başında hazırlanmış tek bir “plan” yoktur.
Belki bütün bunlar siyasi gelişmelerin doğal sonucudur.
Ama ortaya çıkan sonuç, iktidarın işine yarayabilecek kadar açık.
Muhalefet bölündükçe AK Parti rahatlıyor.
Muhalefetin kendi içerisindeki ideolojik çatışmalar büyüdükçe AK Parti'nin manevra alanı genişliyor.
Ve muhalefet seçmeni her yeni tartışmada başka bir partiye yöneldikçe iktidarın karşısındaki blok biraz daha parçalanıyor.
Çerçeve Yasa bugün Meclis'te oylanır.
Eller kalkar.
Tutanaklara kimin “evet”, kimin “hayır” dediği yazılır.
Sonra milletvekilleri evlerine gider.
Ama mesele orada bitmez.
Çünkü asıl oylama Meclis'te değil, sandıkta yapılacak.
Bugün verilen oyların siyasi faturası ilk seçimde seçmenin önüne gelecek.
Özgür Özel ve beraberindeki yöneticiler aldıkları kararın Türkiye'nin geleceği açısından doğru olduğunu düşünüyor olabilirler.
Tarih onları haklı da çıkarabilir.
Ancak siyaset yalnızca niyetlerle değil, toplumdaki karşılığıyla ölçülür.
Yeni Parti seçmeni bu kararı içine sindirecek mi?
Yoksa bugün Meclis'te verilen “evet” oyu, yarın sandıkta Yeni Parti'ye verilmeyen oylara mı dönüşecek?
Eğer ikinci ihtimal gerçekleşirse, önümüzdeki seçimin en büyük kazananlarından biri yine AK Parti olabilir.
İşte o zaman dönüp bugüne baktığımızda belki de söyleyeceğimiz tek cümle kalacak!
Plan gerçekten tıkır tıkır işlemiş…