reklam
reklam
Tahsin Erdem'in çiftliği! - Bahattin Arı neden istifa etti!

Tahsin Erdem'in çiftliği! - Bahattin Arı neden istifa etti!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Zonguldak Belediyesi’nde kapılar herkese açık mı, yoksa sadece “tanıdık kapısı” olanlara mı? Son dönemde yaşananlar bu soruyu ister istemez sorduruyor.

Çünkü ortada bir belediye yönetiminden çok, eş-dost-akraba koordinasyon merkezi görüntüsü var.

Göreve gelirken “adalet, liyakat, şeffaflık” diyen bir Belediye Başkanı vardı. 

Bugün gelinen noktada ise bu üç kelimenin belediye binasında yön tabelası olarak bile asılı olup olmadığı tartışılıyor.

Zira alımlar var ama ilan yok, açıklama yok, kamuoyuna bilgi yok. 

Buna karşılık kulaktan kulağa yayılan tek şey şu: “Aynı evden karı-koca girenler, eşin yakını, dostun yakını, arkadaşın akrabası, çocuğunun arkadaşı”

Sormak lazım!
Bu şehirde işsiz genç kalmadı mı?

Aylarca belediyenin kapısını aşındıran, CV bırakan, umutla telefon bekleyen insanlar bu kentin evladı değil mi? 

Yoksa belediyenin personel politikası artık “soyağacı” üzerinden mi yürüyor?

Daha da ilginci, aynı haneden bir değil, iki kişinin belediye kadrosunda yer bulması artık sıradanlaşmış durumda. 

Evde sabah kahvaltıdan çıkıp birlikte belediyeye giden çiftler, akşam yine birlikte eve dönüyor.

Belediyede mesaideyken aile saadeti tam! 

Maaşlar da aynı çatıya girince bereket artıyordur elbet.

Dar gelirli vatandaşın vergisiyle kurulan bu düzen, gerçekten takdire şayan!

Belediye Başkanı Tahsin Erdem’e bakınca insan şunu düşünüyor!
Acaba Zonguldak Belediyesi kamu kurumu olmaktan çıkıp, “yakın çevre istihdam ofisi”ne mi dönüştü?

Yoksa Zonguldak Belediyesi Tahsin Erdem’in çiftliği mi?

Alınan isimler önemli değil. 

Zaten mesele kişiler değil, düzen. 

Bu düzen; şeffaflıktan uzak, hesap vermeyen, “bize yakınsan varsın, değilsen yoksun” anlayışının düzeni. 

Bugün birilerinin eşi girer, yarın bir başkasının kardeşi, ertesi gün kuzeni… 

Böyle böyle belediye binası dolar ama liyakat kapıdan içeri giremez.

Tahsin Erdem belki bu eleştirileri “siyasi saldırı” diye geçiştirebilir.

 Ama sokaktaki vatandaşın sorduğu soru çok net!
“Bizim çocuklarımız neden belediyeye giremiyor?”

Bu soruya dürüst bir cevap verilmedikçe, yapılan her alım, her sessizlik, her gizleme çabası aynı algıyı büyütmeye devam edecek!

Zonguldak Belediyesi, halkın belediyesi değil; birilerinin çiftliği gibi yönetiliyor.

Ve unutulmasın… 

Çiftlik düzeni bir süre idare eder ama kamu vicdanı er ya da geç hesabını sorar.

 

BAHATTİN ARI NEDEN İSTİFA ETTİ?

Bahaddin Arı istifa etti. 

Resmî gerekçeler tanıdık!

Yoğun tempo, sürdürülebilirlik sorunu, katılım eksikliği, yönetimde görüş ayrılıkları… 

Kâğıt üzerinde makul, kulağa hoş gelen cümleler.

Ama Zonguldak’ta gazetecilik yapan herkes biliyor ki mesele bu kadar steril değil.

KGD Başkanlığı gibi bir görev, “boş zaman aktivitesi” değildir. 

Hele ki 125 üyeli bir derneğin başındaysanız, kriz geldiğinde ortada olmanız gerekir. 

Kriz derken neyi kastediyoruz?

CHP İl Örgütü tarafından servis edilen ve gazetecileri açıkça küçük düşüren bir videoyu. 

O video yayımlandığında, gözler doğal olarak Karaelmas Gazeteciler Derneği’ne, daha doğrusu Bahaddin Arı’ya çevrildi. 

Beklenen neydi? 

Net, gecikmeden verilen, meslek onurunu savunan bir duruş. 

Gelen ne oldu? 

Sessizlik.

İşte asıl kırılma burada yaşandı

Gazeteciler, temsil edildiklerini sandıkları derneğin, en kritik anda ortada olmadığını gördü. 

Tepki de buradan doğdu. 

Bugün konuşulan “istifa gerekçesi”, kulislerde herkesin bildiği ama resmî metinlerde özenle pas geçilen gerçek sebep tam olarak bu.

İşin ironik tarafı şu!

Bahaddin Arı yalnızca bir gazeteci ya da dernek başkanı değil. 

Aynı zamanda Alevi Derneği’nin başkanı ve CHP üyesi.

Yani örgütlü mücadeleye, refleks göstermeye, haksızlık karşısında ses yükseltmeye yabancı bir isim değil. 

Peki ne oldu da konu gazetecilerin itibarı olunca bu refleksler askıya alındı? 

CHP söz konusu olunca kelimeler mi boğazda düğümlendi?

Bir yanda “meslek onuru”, diğer yanda “parti aidiyeti”. 

Bahaddin Arı bu ikilemde tercihini yapamadı.

Yapamayınca da kimseyi memnun edemedi. 

Ne gazetecileri ne de temsil ettiği derneği.

Sonunda da çözüm, klasik yöntemle bulundu! 

İstifa.

Ama bu bir vedadan çok kaçış gibi duruyor. 

Çünkü sorun çözülmedi, sadece koltuk boşaldı. 

Şimdi KGD Yönetim Kurulu’nun istifayı kabul edip etmeyeceği konuşuluyor. 

Asıl soru şu olmalı!

KGD, bundan sonra siyasi videolara, küçük düşürücü söylemlere, mesleği hedef alan saldırılara karşı gerçekten bağımsız durabilecek mi?

Bahaddin Arı’ya gelince… 

Belki gerçekten çok yoğundu. 

Belki gerçekten enerjisi yetmedi.

Ama bazı koltuklar, “vaktim yok” deme lüksünü tanımaz.

 Hele ki o koltukta otururken suskunluğunuz, yüzlerce gazetecinin onurunu tartışmalı hâle getiriyorsa.

Gazetecilik, “denge” işi değildir. 

Gazetecilik, gerektiğinde teraziyi kırma işidir.

O terazi kırılamadıysa, sorun zaman değil; duruştur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *