reklam
reklam
Belediye mi aile istihdam ofisi mi? - Eş kontenjanı!

Belediye mi aile istihdam ofisi mi? - Eş kontenjanı!

YAYINLAMA:

Zonguldak’ta son aylarda en hızlı büyüyen sektör ne sanıyorsunuz? 

Turizm değil. 

Sanayi değil.

Ne peki? 
“Tanıdık ekonomisi.”

Ak Parti bunu İl Özel İdare üzerinden yapıyor.

Bunları eleştiren CHP’de belediye üzerinden yapıyor.

En kötüsü de ne biliyor musunuz utanmayı bırak ah almaktan bile korkmuyorlar!

Zonguldak Belediye koridorlarında dolaşan isimlere bakınca insanın aklı karışıyor. 

Personel listesini mi inceliyoruz, yoksa geniş aile soy ağacı mı?

Aynı soy isimler, aynı mahalle bağları, aynı dost halkaları…

Tesadüf bu kadar organize olabilir mi?

Dahası var. 

Bu tabloyu eleştirdiğinizde asıl sorun siz oluyorsunuz. 

Soru soran gazeteci “Şeytan”, konuyu gündeme getirenler “karalama peşinde.” 

Ne kadar tanıdık bir olay değil mi?

Oysa mesele çok basit!
Kamu kurumu, kamuya ait olmalı.
Kadro, referansa değil yeterliliğe göre şekillenmeli.

Ama bizde işler biraz farklı ilerliyor gibi.

Liyakat kelimesi seçim döneminde vitrine çıkarılıyor, sandık kapandıktan sonra arka depoya kaldırılıyor. 

Şeffaflık ise basın açıklamalarında parlıyor, uygulamada buharlaşıyor.

CHP’ye ne demeli?

Daha düne kadar Ak Parti kadrolarındaki şişkinliği eleştirenler, bugün kendi belediyelerindeki yeni alımları savunma yarışında.

O gün “partizanlık” diyenler, bugün “boşver” noktasına gelmiş durumda. 

Bunlara göre yanlışın adı, yapanın kim olduğuna göre değişiyor.

Ama bizi göre yanlış da doğruda tek olmalı!

Sormak gerekiyor!
İlke dediğiniz şey, iktidar değişince mi format atıyor?
Eleştiri, sadece muhalefetteyken mi geçerli?

Ah benim güzel şehrim.

Ah benim dayısı, yengesi, amcası olmayan mazlum kardeşim!

Zonguldak halkı bu tartışmaları ilk kez yaşamıyor. 

Her dönem aynı senaryo!

Koltuk el değiştiriyor, cümleler el değiştiriyor. 

Dün sert bulunan uygulamalar, bugün makul gösteriliyor.

Dün yüksek sesle söylenen sözler, bugün fısıltıya dönüşüyor.

Asıl tehlikeli olan ise bu durumun kanıksanması.
“Ne var canım, herkes akrabasını, kardeşini, arkadaşını alıyor” cümlesi, çürümenin en konforlu bahanesidir. 

Çünkü o noktadan sonra kimse hesap sormaz, kimse sorumluluk hissetmez.

Bir belediyenin gücü, akraba sayısıyla değil, adalet duygusuyla ölçülür.
Bir yönetimin kalitesi, sadakat zinciriyle değil, ehil kadrolarla anlaşılır.

Bu şehir küçük olabilir ama hafızası sandığınızdan daha dirençlidir.

Dün kürsüde söylenen sözler, bugün arşivlerde duruyor.

Dün atılan manşetler hâlâ erişilebilir.

Kim neyi savundu, kim neyi eleştirdi, hepsi kayıt altında.

Bugün yapılanlar yarın hatırlatıldığında kimse şaşırmasın.

Çünkü mesele sadece birkaç işe alım değil.
Mesele, siyasetin aynaya bakıp bakamayacağı.

Ve unutulmasın!
Halkın belediyesi, kimsenin aile şirketi değildir. 

 

“EŞ KONTENJANI”

Bazen “first lady”lere şöyle bir bakıyoruz!
Seçilmiş değilsin. 

Atanmış değilsin.

Kurumsal bir sorumluluğun yok. 

Ama eşin seçildiği anda, sen de görünmez bir makamın sahibi oluveriyorsun.

Protokolde yerin hazır, kapılar açık, seyahatler dahil.

Demokrasi sandıkta başlar ama bazı ayrıcalıklar nikâh masasında başlıyor işte!

Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem göreve geldiğinden bu yana kamuoyunda sıkça konuşulan bir konu var!

Ailenin belediye ve parti üzerindeki etkisi. 

Büyük oğul Emirhan’ın parti içinde etkin rol aldığı yönündeki iddialar, eşi Hande Hanım’ın belediye çevresinde belirleyici olduğu yönündeki söylemler… 

Bunların ne kadarı doğru, ne kadarı abartı tartışılır.

Ancak şehirde bir algı oluşmuşsa, bu algıyı görmezden gelmek de mümkün değil.

Siyasette en tehlikeli şey gerçekler değil, algıdır.

Şimdi gelelim İspanya meselesine…
Türkiye Tarihi Kentler Birliği’nin programı kapsamında Sayın Başkan İspanya’ya gitti.

Öğrendiğimize göre eşi de bu seyahate eşlik etti.

Buna kimse “neden eşinle gittin” diyemez.

Elbette eşler resmi programlara katılabilir. Bu, siyasetin doğasında var.

Ancak asıl mesele şu!
Bu seyahatin masrafları nasıl karşılandı?

Belediye bütçesinden mi?
Birlik tarafından mı?
Yoksa tamamen şahsi imkânlarla mı?

Bu soruların sorulması ayıp değil. 

Çünkü konu özel bir tatil değil; kamu görevi kapsamında yapılan bir yurtdışı programı. 

Kamu parası söz konusu olduğunda şeffaflık bir lütuf değil, zorunluluktur.

Üstelik şehirde ekonomik sıkıntılar konuşulurken, çöp sorunu tartışılırken, vatandaş geçim derdindeyken, yöneticilerin “sevgililer günü İspanya programı” görüntüsü vermesi ister istemez rahatsızlık yaratıyor.

Belki her şey usule uygundur. 

Belki tüm masraflar şahsi karşılanmıştır.

Ama açıklama yapılmadıkça soru işaretleri büyür.

Siyaset sadece hizmet üretmek değildir; güven üretmektir.

Bir belediye başkanının ailesi elbette hayatının parçasıdır.

Ancak aile fertlerinin siyasi ve idari süreçlerde etkili olduğu yönündeki iddialar ciddiye alınmalı ve net bir dille cevaplanmalıdır. 

Çünkü belediye, aile şirketi değildir. 

Parti de aile meclisi değildir.

Kamuoyunun beklentisi çok basit!
Yetki seçilmiş olanda kalmalı.
Ayrıcalık şeffaf olmalı.
Harcamalar açıkça paylaşılmalı.

Aksi halde “eş kontenjanı” söylemi büyür, güven küçülür.

Ne diyelim…
İspanya yolları açık olsun.
Ama Zonguldak’ın yolları, bütçesi ve iradesi de yalnızca seçilmişlerin sorumluluğunda kalsın.

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *