Zonguldak Belediyesi'nde her şey hukuka uygun mu?
Son günlerde Bolu merkezli yürütülen irtikap soruşturması, yerel yönetimlere yönelik denetimlerin ne kadar sıkılaştığını bir kez daha gösterdi.
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında Tanju Özcan’ın da bulunduğu 13 kişinin gözaltına alınması kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Tanju Özcan bugün tutuklama talebiyle hakim karşısına çıkarıldı.
Verilecek karar merakla bekleniyor.
İddiaların merkezinde, belediye şirketi üzerinden marketlere baskı yapılarak reklam sözleşmesi imzalatılması ve denetim yetkisinin bir baskı unsuru olarak kullanılması yer aldı.
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’de bugün destek amacıyla Bolu Adliyesi’nin önündeydi.
Tahsin Erdem'in yüzü yine turşu gibiydi!
Sıra bize mi geliyor soruları da aklından geçmiyor değildir!
Öyle ya…
Zonguldak Belediyesi’nde her şey hukuka uygun mu?
Zonguldak Belediyesi’nde en çok konuşulan başlıklardan biri personel alımları oldu. Belediyeye yapılan işe alımlarda liyakat yerine yakınlık ilişkileri esas alındı.
Akrabalar, eş-dost çevresi, parti teşkilatlarından isimler ve gençlik kolları yöneticileri belediye kadrolarına dahil edildi.
Üstelik bu alımların bir kısmının İŞKUR bildirimi yapılmadan gerçekleştirildiği ve kişi başı yaklaşık 30 bin lira cezanın belediye kasasından ödendiği öğrenildi.
Tahsin Erdem bu parayı cebinden değil de belediyeye ödetmesi kamuyu zarara uğratması demektir.
Tahsin Erdem’in eşi dostu iş sahibi olacak diye bunun cezasını niye vatandaş ödüyor.
Eğer bir idari usulsüzlük varsa ve bu ceza belediye bütçesinden karşılandıysa, bu durum kamu zararına yol açmadı mı?
Belediyenin kasası kişisel tasarruf alanı değildir.
Kamu kaynağı, kamu adına ve kamu yararı için kullanılır
Aksi, görevi kötüye kullanma tartışmalarını beraberinde getirir.
Tahsin Erdem görevini kötüye kullanmıştır.
Zonguldak’ta şantiyesi bulunan müteahhitlerden “bağış” alındığı ve bu paralarla Ramazan ayında kumanya dağıtıldığı iddiası da kamuoyunun gündeminde yer aldı.
Eğer bir bağış gerçekten gönüllülük esasına dayanmıyorsa, hele ki iş yapan firmalarla belediye arasında bir çıkar ilişkisi doğuruyorsa, bu durum etik açıdan da hukuki açıdan da ciddi bir sorun teşkil eder.
Merkez Çarşısı inşaatı sürecinde bağış pazarlığı yapıldığı, peşin ödeme konusunda anlaşmazlık yaşandığı yönündeki iddialar ise daha vahim bir tablo çiziyor.
İhale süreçlerinin şeffaf yürütülmemesi, pazarlık usulü ve kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler kamu vicdanını zedeliyor.
Ramazan ayında dağıtılacağı duyurulan 2 ton hurmanın hangi firmadan ve hangi bedelle alındığı kamuoyuna açıklanmadı.
Basit gibi görünen bu detay, aslında yönetim anlayışını ortaya koyuyor.
Şeffaflık iddiasında bulunan bir belediyenin en küçük alımı dahi açık şekilde paylaşması gerekir.
Asansör bakım işinin önce İstanbullu bir firmaya verilmesi, ardından “rant” iddiaları sonrası sözleşmenin iptal edilerek Makina Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi ile yeniden anlaşılması da soru işaretlerini artırdı.
Eğer ilk sözleşme hukuka uygunduysa neden iptal edildi?
Eğer uygun değilse neden imzalandı?
Seçim döneminde mütevazı bir profil çizen ve “belediyeye otobüsle gidip geleceğim” diyen bir başkanın, daha sonra makam aracıyla ailesiyle birlikte Ankara’ya konsere gitmesi ve belediye kaynaklarıyla makam odasını baştan sona yeniletmesi, seçmende hayal kırıklığı yarattı.
Zonguldak Belediyesi Halk Ekmek Fırını’na ekmek tedarik işinin açık ihale yapılmadan, önce CHP’ye yakın olduğu iddia edilen bir firmaya, ardından başka bir firmaya verilmesi de şeffaflık ilkesine aykırı değil mi?
Kamu ihalelerinde temel kural rekabettir.
Açık ihale yapılmadan dağıtılan işler, her zaman soru işaretlerini beraberinde getirir.
Burada mesele partiler üstüdür.
Dün başka bir belediye için konuşulanlar bugün Zonguldak için konuşuluyorsa, kimse “bize dokunmaz” rahatlığına kapılmamalıdır.
Hukuk herkese eşit uygulanmalıdır.
Eğer iddialar asılsızsa, en büyük zararı yine belediye yönetimi görmektedir.
Çünkü kamuoyunda oluşan algı, açıklama yapılmadıkça kalıcı hale gelir.
Eğer iddialar doğruysa, o zaman da gereği yapılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki belediye başkanlığı siyasi bir makam olduğu kadar hukuki sorumluluk taşıyan bir kamu görevdir.
Kamu kaynağı emanet, makam geçicidir.
Şeffaflık ise tercih değil zorunluluktur.
Bugün Bolu’da yaşanan süreç, yarın başka bir şehirde yaşanabilir.
Önemli olan, kim olursa olsun, hangi partiden gelirse gelsin, kamu adına görev yapan herkesin hesap verebilir olmasıdır.