Ekmeğin ve Haysiyetin Kavgası
Hayat bazen insanı dar bir pencereden gökyüzüne bakmaya mecbur bırakır.O pencere küçüktür ama görülen gökyüzü kocamandır.
İnsan o anda anlar; umut dediğimiz şey en dar yerden bile sızabilen bir ışıktır.
Toplum dediğimiz şey yalnızca kalabalıklardan ibaret değildir. Bir de görünmeyen tarafı vardır.
O tarafta manşetler yoktur, alkışlar yoktur,kürsüler yoktur.Orada sadece alın teri vardır.
Ekmek kavgası vardır.
Sabahın ayazında işe giden bir işçinin omzunda yalnızca bir çanta taşınmaz. O çantanın içinde çocuklarının rızkı, evinin huzuru, yarının umudu vardır.Alın teri dediğimiz şey yalnızca su değildir. İnsan onurunun ve emeğin sessiz dilidir.
Hayat insanı sınar. Kimi zaman dost sandıklarınla,kimi zaman düşman bildiklerinle.İnsan büyür, olgunlaşır, mücadele eder. Çünkü hayatın gerçek öğretmeni mücadeledir.
Bu satırları yazan kişi hayatın her yüzünü görmüş biridir.
Gün gelmiş sokakta ekmek kavgası vermiştir,gün gelmiş demir kapıların ardında kader mahkûmu arkadaşlarla aynı havayı solumuştur.
Bir süre cezaevinde kaldım.
Sebebi yüz kızartıcı bir suç değildi.
Hırsızlık değildi.
İhanet değildi.
Hayatın sert tarafında büyümüş insanların bazen içine düştüğü bir kabadayılık hikâyesiydi.
Memleketin delikanlı kültüründe bunun da bir yeri vardır.
Her insan hayatında hata yapabilir,bedel ödeyebilir, sonra yoluna devam eder. Utanç duyulacak şey insanın hatası değil; onurunu kaybetmesidir.
Cezaevinde insan çok şey öğrenir. İnsanların maskeleri düşer.Dostlukların değeri anlaşılır. Hayatın ne kadar kısa,insan onurunun ne kadar ağır olduğu orada daha iyi görülür.
İnsanın içinde bir taraf vardır ki orada aşk yaşar,özlem yaşar, merhamet yaşar.Başka bir tarafında ise kırgınlıklar ve hayal kırıklıkları büyür. İnsan dediğin varlık tam da bu iki dünyanın arasında yürür.
Memleketin bir başka gerçeği daha vardır.
Kalem…
Kalem bazen hakikatin ışığı olur. Bazen de karanlığın gölgesi.
Gazetecilik dediğimiz şey aslında kalemin namusudur. Hakikatin peşinden gitmektir. Güçlüye değil doğruya bakmaktır. Ama ne yazık ki bazı kalemler vardır ki hakikati yazmak yerine insanları hedef almayı tercih eder.
Bugün memlekette PUSULA adını taşıyan bir gazete var.
Pusula dediğin şey yön gösterir. Doğruyu işaret eder. Yolunu kaybedene istikamet verir.
Ama yönünü kaybetmiş bir pusula insanı hedefe götürmez. İnsanları yanıltır.
Gazetecilik kisvesi altında kaleme alınan bazı yazılar vardır ki toplumun hafızasında gazetecilik olarak değil,bel altı saldırıların ve imalı hesaplaşmaların örneği olarak kalır.
Bu gazetenin imtiyaz sahibi
ALİ RIZA TIĞ ismi de ne yazık ki, kamuoyunda çoğu zaman bu tür tartışmalarla anılmıştır.
Toplum hafızası güçlüdür. İnsanlar unutmaz.
Bel altı üslubuyla yazılmış metinleri, ima dolu satırları, zaman zaman şantaj koktuğu yönünde eleştirilen yazılarıyla kamuoyunun tepkisini çektiği dönemler olmuştur.
Gazetecilik; insanların hayatını karalamak değildir.
Gazetecilik;kalemi bir sopa gibi kullanmak değildir.
Gazetecilik;kişisel hesaplaşmaların aracı hiç değildir.
Kalem dediğin şey ya onurun olur ya da yükün olur.
Onurunu taşıyan kalemler hakikati yazar.
Onurunu kaybeden kalemler ise çoğu zaman başkalarının gölgesinde dolaşır.
Toplum bir şeyi çok iyi bilir:
Satılmış kalemlerin onuru olmaz.
Onurunu satanların gururu olmaz.
Çünkü bu memlekette hâlâ emeğiyle yaşayan insanlar var.
Hâlâ alın terini kutsal bilen insanlar var.
Hâlâ vicdanını satmamış insanlar var.
İnsan dediğin şey biraz da budur zaten.
Bir duruşu olmalı.
Bir vicdanı olmalı.
Bir merhameti olmalı.
Hepsinden daha önemlisi ise insanın bir davası olmalı.
Çünkü davası olan insanı hiçbir iftira, hiçbir karalama, hiçbir kirli kalem yolundan çeviremez.