reklam
reklam
Yağmurlu bir bayram sabahı…

Yağmurlu bir bayram sabahı…

YAYINLAMA:

Yağmurlu bir bayram sabahı…
Gökyüzü sanki içimizde biriken özlemi bilir gibi sessizce iner yeryüzüne.
Sabah ezanıyla birlikte insanın göğsünde tarif edilmez bir sevinç uyanır.Çocukluğun en temiz köşesinden kalkıp gelen,yıllara rağmen eksilmeyen o tanıdık duygu usulca kapıyı aralar.Bayram dediğin biraz da budur zaten; insanın içinde saklı duran en eski hatıranın ansızın canlanmasıdır.
Belki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Zaman,dokunduğu her şeyi değiştiriyor çünkü.Yüzleri, evleri, sokakları,sesleri… Fakat buna rağmen bayram namazından hemen sonra cami içinde büyüklerin ellerine uzanan o hürmet hâlâ aynı yerde duruyor. İnsanın kalbini ayakta tutan bazı şeyler vardır;onlar ne modaya yenilir ne zamana.
Saygı da onlardan biridir.
Bir el öpmek yalnızca bir gelenek değildir;insanın kendi geçmişine eğilmesi,kendisini var eden hatıraya başını vermesidir.
Sokaklarda gruplar hâlinde dolaşan bayram çocukları çıkar sonra karşımıza. Ceplerinde dünya kadar hayal, gözlerinde ışıl ışıl bir sevinç…
Bayram şekeri için değil, bayram harçlığı için gelirler. Küçücük avuçlarını uzatırken aslında yalnız para istemezler; görülmek isterler, sevilmek isterler,bu hayata dâhil olduklarını hissetmek isterler. Çocuğun yüzündeki tebessüm,dünyanın bütün yorgunluğuna karşı verilmiş en masum cevaptır. İnsan en çok da o an anlar;hayatın hakikati büyük laflarda değil,küçük yüzlerde saklıdır.
Bayram biraz da mezarlık yoludur. İnsan sevincin ardından hüznü, hüznün ardından duayı hatırlar. Yeniden mezarlıklara gideriz ziyaret için. Toprağın sessizliği içinde,dünyanın bütün gürültüsü susar.
Orada herkes kendi içinin yankısıyla baş başa kalır.
Rahmetli aslan anam sanki yine çağırır beni yanına. Adını içimden geçirince bile bir sızı yürür kalbimin en derinine.
Bazı yokluklar geçmez;insan onları taşımayı öğrenir sadece.
Özlem dediğimiz şey de biraz budur: Gidenin ardından kapanmayan kapıyı yürekte açık tutmak.
Ölüme hasret duyduğum yerin orası olduğunu düşünürüm bazen. Çünkü mezarlık, ayrılığın en sert yüzü olduğu kadar kavuşmanın da en temiz umududur. İnsan ellerini semaya kaldırınca yalnız dua etmez; aynı zamanda kendi acısını anlamlandırmaya çalışır.
Cennette yeniden kavuşmayı dilemek, kaybın karşısında dağılıp gitmeyen ruhun son direncidir. Seven insan bilir; ölüm,sevgiyi bitirmez.
Sadece onu görünmeyen bir yere taşır.
Sık sık “Bayramların eski tadı yok” denir. Ben bu söze bütünüyle itibar etmiyorum. Bayramın tadı gökten eksilmedi; insanın içinden eksildi biraz.
Sorun zamanın değişmesi değil sadece,insanın aceleye teslim olmasıdır.
Rahatlık uğruna,hız uğruna,kendi kabuğuna çekilme uğruna nice gelenek,nice görenek sessizce heba edildi.
Oysa insanı insan yapan şey konforu değil, bağıdır.
Bir sofranın etrafında toplanmak,kapı çalmak,hâl hatır sormak,küskünü aramak,büyüğün eline kapanmak… Bunlar kaybolduğunda sadece adetler gitmez;kalbin terbiyesi de eksilir.
Modern hayat insana çok şey sundu belki ama çok şeyi de aldı. Kolaylık verdi,fakat derinliği azalttı. İmkân çoğaldı,fakat yakınlık seyrekleşti. Herkes birbirine ulaşır oldu ama kimse kimsenin içine dokunamaz hâle geldi.Bayram ise tam burada bize unuttuğumuz bir şeyi hatırlatır:İnsan, ancak başka bir insanın yüreğinde yer bulunca tamam olur.Yalnızca kendi keyfinin peşinden koşan ruh,bir yerden sonra kendi sesine bile yabancılaşır.
Bu yüzden bayram, sadece sevinç günü değil,aynı zamanda insanın kendine dönüş günüdür.
Çocukların yüzüne baktığımda bunu daha iyi anlıyorum. En temiz,en masum halleriyle gelirler kapımıza.
Biraz utangaç,biraz neşeli, biraz da muzip bir tebessümle harçlık isterler.
O an insanın içine tuhaf bir aydınlık dolar.Sanki dünya bütün kötülüğüne rağmen hâlâ kurtarılabilir gibidir. Çocuk,umudun ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Bayram da o umudu toplumun gözlerinin önüne yeniden koyar.
Yağmur yağar,ezan okunur, mezarlık yolu görünür,çocuk sesi duyulur,kapılar çalınır…
Hayat bütün eksilmelerine rağmen yine de bir yerden kendini toplar.
Bayram biraz da budur;dağılmış ruhun yeniden kendini toplaması. Kaybettiklerimizi anarken elimizde kalanların kıymetini bilmek.
Gidenlere dua ederken kalanlara sarılmak.
İçimizde büyüyen yalnızlığı,bir selamla,bir ziyaretle, bir tebessümle azaltmak.
Belki eskisi gibi değiliz.Fakat yine de bayram var.
Çünkü hâlâ dua eden ellerimiz, özleyen kalplerimiz, kapıya gelen çocuklarımız, toprağın altında bizi bekleyen sevdiklerimiz var. İnsan bütün yorgunluğuna rağmen biraz da bunlarla ayakta kalıyor.
Bayram,tam da bu yüzden takvimde duran sıradan bir gün değil; hatırlamanın, affetmenin, özlemenin ve yeniden insan olmanın vaktidir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *