Bir gün anlayacaksın ki...
Bir gün dönüp geçmişe baktığında, beni yalnızca öfkemle hatırlamayacaksın.
Sana kızdığım anları,sustuğum zamanları,sesimin titreyerek yükseldiği o kırılgan dakikaları düşüneceksin belki.
Hesap sorduğumu sanacaksın önce.
Bunaltıyordu diyeceksin.
Kıskanıyordu, üzerine fazla düşüyordu,çok konuşuyor,çok dert ediyordu diye geçireceksin içinden.
Belki de en kolay hükmü verip, “Deli gibi bir insandı” diyeceksin.
Sonra hayat sana bazı şeyleri usul usul öğretecek.
İnsan en çok,yerini dolduramadığı sevgileri gecikince anlar.
Yokluğun sessizliği, varlığın gürültüsünden daha öğreticidir bazen.
Bir zamanlar seni bunaltan şeyin, aslında sana gösterilen derin bir bağ olduğunu geç fark edersin.
Çünkü insan, kendisini gerçekten önemseyen bir yüreği çoğu zaman rahatlıkla değil, eksikliğiyle tanır.
Sevgi her zaman şiir gibi gelmez insana.
Bazı sevgiler çiçek bırakmaz kapıya.
Bazı sevgiler uzun cümleler kurmaz, masum gülüşlerin arkasına saklanmaz.
Bazı sevgiler telaşlıdır.
Bazı sevgiler ürkektir.
Bazı sevgiler yaralı olduğu için dokunduğu yere biraz da kendi acısını bulaştırır.
Böyle sevgiler dışarıdan bakınca kusur gibi görünür ama içinde sahici bir adanmışlık taşır.
Bir insanın kıskanması her zaman sahip olmak istemesinden doğmaz.
Bazen kaybetmekten korktuğu için titrer içi.
Bazen terk edilme ihtimali, yüreğinde eski yaraların kapısını aralar.
Bazen sesini yükselten şey öfke değil,duyulmama korkusudur.
Bazen hesap soran dilin gerisinde,“Beni de önemse, beni de gör, beni de kaybetme”diye çırpınan bir kalp vardır.
İnsan ruhu tuhaf bir ülkedir.
En çok sevdiğine karşı en savunmasız hâliyle çıkar ortaya.
Güçlü görünürken içinde çocukça bir korku taşır.
Sertleşir ama aslında dağılmamak için sertleşir.
Uzaklaşır ama unutmak için değil, canı yanmasın diye geri çekilir.
Sevgi bazen olgun bir sükûnetle değil, acemice bir tutunma hâliyle kendini belli eder.
İşte o yüzden bir gün beni düşündüğünde, yalnızca sözlerimin sertliğini değil, o sözlerin içindeki çaresizliği de anlayacaksın.
Sesimin yükseldiği yerde sevgimin de yükseldiğini, sustuğum yerde içimin kanadığını, senden hesap ister gibi görünen tarafımın aslında senden bir yer istemek olduğunu fark edeceksin.
Çünkü insan,değer verdiğine kayıtsız kalamaz.
Kayıtsızlık sevgisizliğin en rahat biçimidir.
Asıl korkulması gereken bağıran değil,artık hiçbir şey söylemeyendir.
Edebiyatın en hüzünlü hakikati de burada başlar zaten.
Bazı insanlar hayatımıza huzur vermek için değil,iz bırakmak için gelir.
Bazı sevgiler mutlu sonla değil,insanın iç dünyasını değiştirerek tamamlanır.
Bir bakış,bir sitem, yarım kalmış bir konuşma,gece vakti ansızın hatıra düşen bir ses…
Bunların hepsi zamanla insanın içinde bir romana dönüşür.
Okudukça canını acıtan ama elinden bırakamadığın o roman gibi kalır bazı sevdalar.
Bir gün bir kalabalığın ortasında durup dururken beni hatırlayacaksın.
Sana fazla gelen ilgimin,aslında bu çağın unuttuğu bir derinlik olduğunu anlayacaksın.
Herkesin kolayca vazgeçtiği bir dünyada,birinin seni dert edinmesinin ne büyük şey olduğunu geç fark edeceksin.
Çünkü bu çağ, sevmekten çok oyalanmayı;bağ kurmaktan çok kaçmayı; sadakatten çok bahaneyi öğretiyor insana.
O gün geldiğinde belki adımı anmayacaksın.
Belki kimseye benden söz etmeyeceksin.
Ama içinden sessizce şunu kabul edeceksin:
“Evet…Zordu.
Evet…Yoruyordu.
Evet…Fazlaydı belki.
Ama bir başka seviyordu beni.”
İnsan hayatında herkesten bir şey öğrenir.
Kimisi gitmeyi öğretir,kimisi kalmayı.
Kimisi susmayı öğretir,kimisi sabretmeyi.
Kimisi de sevilmenin ne kadar ağır,ne kadar gerçek,ne kadar unutulmaz bir şey olduğunu gösterir.
Ben belki sana kolay bir hatıra olmadım.
Ama sıradan hiç olmadım.
Çünkü bazı insanlar hayatından çıkar gider.
Bazılarıysa ömründen geçip kaderine yerleşir.