reklam
reklam
Merhem olmakta yorar insanı

Merhem olmakta yorar insanı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:


İnsan,çoğu zaman başkasının yarasına uzattığı eli kendi kalbinin sızısıyla titreyerek uzatır. Çünkü bu dünyada herkes biraz eksik, biraz yorgun, biraz incinmiş hâliyle dolaşır.
Yüzlerde gülümseme görünür ama ruhların içinde sessiz fırtınalar kopar.Herkes bir başkasına güçlü görünmeye çalışırken, aslında kendi içindeki dağınıklığı toplamaya uğraşır.
Bu yüzden kimse kimseye bütünüyle şifa olamaz. Bir insanın içindeki boşluğu başka bir insanın sevgisi bir süreliğine susturabilir belki; ama susturulan her acı, zamanı gelince yeniden konuşur. Çünkü bazı yaralar dışarıdan sarılmaz, insanın kendi içinde kabullenmesiyle, yüzleşmesiyle, sabretmesiyle iyileşir.Başkasının omzunda dinlenen hüzün,gün gelir yine kendi sahibini bulur.
Hayatın en acı derslerinden biri de budur zaten:En çok yaralı olanlar,en çok merhem olmaya çalışanlardır. Başkasını iyileştirmek isterken kendi acısını unuttuğunu sanır insan.Oysa unuttuğunu zannettiği her sancı, gecenin sessizliğinde geri döner.Bir başkasına umut olurken kendi karanlığını erteleyenler,günün sonunda en çok kendi yalnızlığıyla yüzleşir.
İnsan ilişkilerinin trajedisi biraz da burada başlar. Herkes “yanındayım” der, ama hayat dediğimiz şey sözleri değil, kalışları sınar.
Dile kolay gelen sadakat,zamanın yükü omuzlara çökünce çoğu kişinin taşıyamadığı bir ağırlığa dönüşür. İlk fırtınada uzaklaşanlar, en çok sonsuza kadar kalacağını söyleyenler olur bazen.
Söz verirken cömert olanların,gitmeye karar verdiklerinde ne kadar sessizleştiğini insan geç öğrenir.
Belki de mesele kimsenin kötü olması değildir. Mesele,herkesin kendi acısının peşine düşmesidir. Canı yanan,önce kendi yarasını tutar. Ruhu daralan,önce kendi karanlığından çıkmaya çalışır. Böyle olunca da başkasına sığınılacak liman gibi görünen nice insan, aslında kendi içinde batmakta olan bir gemiden ibaret kalır.
İşte tam da bu yüzden insan, kendini başkalarının vefasına emanet etmemelidir.
Çünkü başkasından gelen şefkat kıymetlidir ama kalıcı dayanak değildir.
Asıl dayanıklılık, insanın kendi içine kurduğu sağlamlıktır.
Kendi yarasını tanıyan,kendi iç sesini duyan,kendi sessizliğiyle barışan biri; terk edilse de yıkılmaz, unutulsa da dağılmaz.
Acı çeker ama kendini kaybetmez.
Merhem olmak güzel bir niyettir, ama insan önce kendi yarasını tanımalıdır.Kendi kanayan yerini görmeden başkasına şifa olmaya çalışanlar, çoğu zaman iki kişilik acıyı tek başına taşımak zorunda kalır.
Bu da bir süre sonra iyilik değil, tükeniş üretir.Fedakârlıkla kendini feda etmek arasındaki ince çizgi tam burada belirir.
Kimse boşuna kendini kandırmasın.
Bu hayatta herkes biraz kendine dönüktür, biraz kendi acısına sadıktır.
Kalırım diyen gider, susmam diyen susar,bırakmam diyen bırakır.
Geriye insanın kendi yüreğiyle kurduğu o mecburi dostluk kalır.En gerçek sığınak da çoğu zaman başkasının kolları değil, insanın kendi içinden yükselen direnme gücüdür.
Belki sevmekten vazgeçmemeli insan,ama kimseyi kendi ruhunun ilacı sanmamalı.Belki güvenmekten de vazgeçmemeli,ama o güveni hayatın tek direği yapmamalı. Çünkü insanı en çok yıkan şey, gidenin gitmesi değil;kalır sandığının gitmesidir.
Sonunda anlıyoruz ki herkes kendi yarasına merhem arıyor.
Böyle bir dünyada başkasına şifa olmaya çalışmak asil bir çaba olabilir; ama insan,kendi ruhunu ihmal ettiği anda o asalet ağır bir yorgunluğa dönüşür.
Önce kendi yarasını saramayanın, başkasının acısında kaybolması kaçınılmazdır.
İnsan en çok da bunu öğrenerek büyür:Her el tutan sonsuza kadar tutmaz.Her “yanındayım” diyen gerçekten yanında kalmaz.Her sevgi iyileştirmez.Bazı sevgiler sadece o yaranın varlığını daha çok hissettirir.
İşte bu yüzden insan,merhem olmadan önce yara taşımayı öğrenmelidir.
Çünkü kendine şifa olamayanın başkasına verdiği teselli de çoğu zaman sadece güzel bir yalandan ibaret kalır.
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *