reklam
reklam
Dünün solcusu, bugünün yolcusu!

Dünün solcusu, bugünün yolcusu!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Zonguldak'ta bazı isimler vardır...
Yıllar geçer, makamlar değişir, iktidarlar değişir, siyasi dengeler değişir...

Ama onlar bir şekilde hep sahnede kalmayı başarır.

İşte Veli Köktürk ve Ali Rıza Tığ bana hep turnusol kâğıdını hatırlatıyor.
Çünkü turnusol kâğıdı bir maddenin özünü ortaya çıkarır.
Zaman da insanların özünü ortaya çıkarır.

Dün ne söylendiği değil...

Bugün nerede durulduğu değil...

Yıllar boyunca hangi rüzgârın peşinden gidildiği önemlidir.

Veli Köktürk...

Ali Rıza Tığ...

İki farklı alanda yürümüş iki isim...

Birisi maalesef bürokraside ve başarısız yöneticilikte,diğeri yine maalesef basında ve gazetecilikte...

Ama kamuoyunda haklarında yapılan eleştirilerin ortak noktaları dikkat çekici.
Çünkü Zonguldak artık sadece sözlere değil,geçmişe bakıyor.
Sadece unvanlara değil bırakılan izlere bakıyor.

Rüzgârın yönüne göre sallanan ağaçları herkes bilir.
Fakat bazı insanlar vardır;onlar yalnızca sallanmaz,rüzgâr nereye dönerse oraya yönelir.

Dün başka bir iklim...

Bugün başka bir iklim...

Yarın bambaşka bir iklim...

Ama ne hikmetse her dönemde kendilerine bir yer bulurlar.

İnsan ister istemez soruyor:
Bu kadar değişen şey fikirler mi?
Yoksa yalnızca adresler mi?
Bu kadar değişen şey ilkeler mi?

Yoksa yalnızca pozisyonlar mı?

Veli Köktürk'e soruyorum...
Yıllarca yetki kullandınız.
Yıllarca şuan ismini veremediğim bir makamın nasıl olduysa sahibi oldunuz.

Bugün dönüp baktığınızda emekçiler sizi hangi başarınızla hatırlayacak?...

Bir işçinin hayatında bıraktığınız en büyük iz nedir?Göz yaşından ve bedduadan başka...
Bir emekçi sizin adınızı duyduğunda hangi mücadeleyi hatırlayacak? Daha kötüsü sizi nasıl anımsayacak?...
Amele Birliği gibi emekçinin alın teriyle kurulmuş bir kurumun başında bulunmak büyük bir sorumluluktur.
Peki bugün Amele Birliği hangi büyük atılımıyla konuşuluyor?
Hangi başarısıyla örnek gösteriliyor?

Ali Rıza Tığ'a da soruyorum...

Gazetecilik güce yakın olmak mıdır?
Yoksa gerektiğinde güce rağmen konuşabilmek mi?
Kalem,hakikatin yanında mı ağırlaşır, yoksa çıkar ilişkilerinin gölgesinde mi hafifler?
Senin kaleminin görevi rüzgârı takip etmek midir?
Yoksa fırtınaya rağmen doğruları yazabilmek mi?...
İşin ilginç tarafı şu...
Birinin elinde makam vardı.
Diğerinin elinde kalem...
Ama yıllar sonra dönüp bakıldığında Zonguldak hâlâ aynı soruları soruyorsa, ortada konuşulması gereken bir mesele var demektir.
Çünkü bu şehir çok bedel ödedi.
Madenci yerin altında bedel ödedi.
İşçi alın teriyle bedel ödedi.
Emekli ömrüyle bedel ödedi.
Gençler umutlarını toplayıp başka şehirlere gitmek zorunda kaldı.
Ama bazı isimler her dönemde kendilerine güvenli bir liman bulmayı başardı.
Belki de asıl yetenek budur...
Belki de Zonguldak'ın en büyük siyasi ve toplumsal mucizesi budur.

İktidarlar değişir...

Dengeler değişir...

Sloganlar değişir...

Ama bazı yüzler hiç eksilmez.

Çünkü onlar rüzgârın yönünü herkesten önce hisseder.
Bugün solda...
Yarın merkezde...
Öbür gün başka bir yerde...
Yeter ki koltuk sarsılmasın.
Yeter ki etki alanı daralmasın.
Yeter ki sahnedeki yeri kaybolmasın.
Fakat unutulan bir şey var.
Tarih sessizdir ama unutmaz.
Emekçinin hafızası yavaştır ama silinmez.
Günün sonunda ne makam kalır...

Ne manşet...

Ne protokol masaları...

Ne de alkışlar...

Geriye tek bir soru kalır:
"Bu şehir için gerçekten ne yaptınız ?"
İşte bugün Veli Köktürk'e de, Ali Rıza Tığ'a da sorduğum soru budur.
Cevabı ben vermeyeceğim.
Cevabı ne makam odaları verecek ne de gazete köşeleri...
Cevabı Zonguldak'ın hafızası verecek.
Çünkü hafıza, turnusol kâğıdından daha dürüsttür.
Günü geldiğinde herkesin gerçek rengini ortaya çıkarır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *