reklam
reklam
Bu yazıyı çok uzun süre önce yazmalıydım!

Bu yazıyı çok uzun süre önce yazmalıydım!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Çünkü bugün Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası’nda yaşananlar bir anlık hata değil,uzun süredir biriken yanlışların ve keyfî kararların doğal sonucudur.
Sendika, emekçinin evidir.
O evde yapılan her yanlışın bedelini de en çok gariban öder. Artık susmanın, ertelemenin, görmezden gelmenin sendikal bir karşılığı kalmamıştır.
Bir önceki dönem Ankara Şube Başkanı ve Türkiye Sağlık işçileri Sendikası Genel Sekreteri Doğan Alıç’ın,delege seçimini eksik yaptığı gerekçesiyle yapılan genel kurulun ücretlerinin kendisinden tahsil edilmesi bu sendikada hesap sormanın mümkün olduğunu göstermiştir.
Doğan Alıç, sorumluluktan kaçmamış,bedel ödemekten geri durmamıştır. Sahada olan,işçinin derdiyle dertlenen, sendikal mücadeleyi makamdan değil emekten okuyan bir duruş sergilemiştir. Bu tavır,Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası açısından gerçek sendikacılığın ne olduğuna dair açık bir örnektir.
Bugün ise, çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Açılan ve kapatılan şubeler,iptal edilen genel kurullar, şubelere ödenen ücretler ve yapılan harcamalar sendikayı çok büyük bir zarara uğratmıştır.
Üstelik bu zarar mahkeme kararlarıyla da kesinleşmiştir. Burada sorulması gereken soru nettir. Bu bedeli kim karşılayacaktır?... Sendikanın kasasından çıkan bu paralar emekçiye mi yazılacaktır,yoksa bu kararları alanlara mı?...
Zonguldak Şubesi özelinde yaşananlar bu soruların merkezindedir.
Şube mahkeme kararıyla kapatılmış, yönetim hukuken geçersiz hâle gelmiş,sendikal faaliyetler durdurulmuştur. Buna rağmen Zonguldak Şube Başkanı sıfatıyla Hakan Uzun’un bugüne kadar aldığı maaşlar,yaptığı harcamalar ve sendikal faaliyet adı altında kullanılan kaynakların akıbeti açıklanmamıştır. Hukuki dayanağı kalmamış bir yönetimin tasarruflarının yükü yeniden emekçinin sırtına yüklenemez.
Hakan Uzun’un başında bulunduğu süreç,Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası tarihinde işçiyi birleştiren değil bölen,sendikayı büyüten değil zayıflatan bir dönem olarak kayda geçmiştir.
Şehirler karşı karşıya getirilmiş, şubeler masa başında parçalanmış, emekçinin iradesi yok sayılmıştır. Ortaya çıkan zarar, yaşanan güvensizlik ve hukuki müdahale bu anlayışın kaçınılmaz sonucudur.
Sendika parası emekçinin alın teridir.
Yetimin hakkıdır. Hesap sorulmayan her kuruş,yarın daha büyük adaletsizliklerin önünü açar.
Bu nedenle Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası DENETİM KURULU’nu açıkça göreve çağırıyorum. Defterler açılmalı, kararlar incelenmeli, zarar kalemleri tek tek ortaya konulmalıdır.
Kim yanlış yaptıysa bedelini de o ödemelidir.
Sendikal mücadele isimlerle değil ilkelerle ayakta durur.
Doğan Alıç gibi sorumluluk alanlar sendikayı güçlendirir.
Hakan Uzun gibi sendikayı kişisel hesaplara sürükleyen anlayışlar ise geride yalnızca yıpranmış bir yapı bırakır. Bugün yaşanan da budur.
Bu yazıyı çok uzun süre önce yazmalıydım.
Çünkü suskunluk bazen yanlışın ortağı olmaktır.

Yorumlar
O
Osman çavuş 2 gün önce
Tebrik ediyorum Murat gayet iyi anlaşılır izah rtmişsin konuşmaya gelince haktan adalet den yana herkes yanlışa karşı bir de bakıyoruzki çıkar ilişkisi doğrultusunda yanlışı alkışlıyor . Alkışlana kibir abidesi kendini büyük adam olmuş doğru yolda olduğunu zanneder .
BEĞENME
0
CEVAPLA