Bunlar mı şehri yönetecek?
Zonguldak’ta siyaset, zaman zaman ciddi tartışmaların ötesine geçip adeta bir tiyatro sahnesine dönüşüyor.
Son İl Genel Meclisi Başkanlık seçimlerinin ardından yaşananlar da ne yazık ki tam olarak böyle bir tabloyu gözler önüne serdi.
Üstelik bu kez sahnede sadece siyasi rekabet değil, aynı zamanda basit bir ismi doğru yazabilme meselesi vardı.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi cephesinde İl Meclisi Üyelerinin düzenlediği basın toplantısına katıldım.
Toplantıya Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğrul ve CHP Zonguldak İl Başkanı Devrim Dural öncülük etti.
Ama açık konuşmak gerekirse, anlatılanlardan çok anlatılamayanlar, savunulanlardan çok savunulamayanlar dikkat çekiciydi.
Ben de merak ettim!
Daha kendi destekleyeceği başkanın adını pusulaya doğru yazamayan bir siyasi refleks, Zonguldak adına nasıl bir gelecek inşa etmeyi planlıyor?
Bakın, mesele öyle karmaşık falan değil.
İlkokul öğrencileri bile sınıf başkanı seçerken ne yaptığını bilir.
İsmini yazar, oyunu verir, sonucunu bekler.
Ama biz burada koskoca İl Genel Meclisi üyelerinin, seçmek istedikleri başkanın adını ya yanlış yazdığını ya da yazmak istemediğini tartışıyoruz.
Bu artık siyasi hata değil, bu, ciddiyetle bağını koparmış bir tablodur.
Dahası da var…
Daha önce CHP’de “oyunu satan” bir meclis üyesi nedeniyle kaybedilen bir başkanlık vardı.
Şimdi ise “yanlış yazılan isim” nedeniyle kaybedilen bir başkanlık konuşuluyor.
Bu sizce tesadüf mü?
Yani Zonguldak’ta siyasi kayıpların gerekçesi artık ideoloji değil, basit yazım hataları ya da irade kaymaları var!
Toplantı öncesinde CHP’li meclis üyelerine dönüp “Ben sizin için çözümü buldum” dedim. Aslında gayet samimiydim.
“İçinizden biri istifa etsin, AK Parti’ye geçsin, bu iş çözülsün” dedim.
Madem bu iş böyle yürütülecek, en azından vakit kaybı olmasın!
İçlerinden biri alaycı bir şekilde “Biz bunu nasıl düşünemedik?” diye cevap verdi.
Ben de kendisine “Daha önce içinizden biri oyunu satarken düşünüyordu ya” dedim.
Oyunu satmaktansa istifa edip Ak Parti’ye geçmek daha erdemli bir davranış olur bence!
Şimdi soruyorlar, “Zonguldak neden gelişmiyor?”
Cevap çok uzaklarda değil.
Biz daha seçeceği başkanın adını doğru yazamayan insanları meclis üyesi yaparsak, Zonguldak’ın gelişmesini değil, yerinde saymasını bile başarı saymamız gerekir.
Siyaset ciddiyet ister.
Sorumluluk ister.
En önemlisi de temsil ettiği halka karşı bir saygı ister.
Ama görünen o ki bazıları için siyaset; ciddiyetin değil, “nasıl olsa bir şekilde olur” rahatlığının alanı haline gelmiş.
Zonguldak ise bu rahatlığın bedelini ödemeye devam ediyor.
Zonguldak peki bu görünürde ilerler mi?
Biz daha çok bekleriz…
OY VEREN DEĞİL YAKIN OLAN KAZANIYOR!
Zonguldak siyasetinde son günlerde öyle bir dil, öyle bir tablo ortaya çıktı ki; insan ister istemez “Acaba biz yıllardır söylenenleri yanlış mı anladık?” diye sormadan edemiyor.
Hani CHP’nin o meşhur slogan var ya: “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz…”
Meğer mesele bambaşkaymış.
Biz bunu memleketin kurtuluşu, dayanışma, birlik beraberlik diye okuduk.
Oysa bazıları için anlamı çok daha “pratikmiş”:
“Ya hep beraber belediyeye gireriz ya da hiçbirimiz!”
Şimdi dönüp Zonguldak ve Kozlu belediyelerine bakınca, bu sloganın sahadaki karşılığını daha net görüyoruz.
Öyle iddia edildiği gibi liyakat, şeffaflık, adalet falan değil…
Bildiğiniz “eş, dost, akraba koordinasyon merkezi” gibi çalışan bir düzen eleştirisi yükseliyor.
Daha düne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi’ni torpil üzerinden eleştirenlerin, bugün kendi çevresini belediyelere doldurmak için adeta yarışa girdiği konuşuluyor.
İnsan gerçekten şaşırıyor!
Bu kadar kısa sürede bu kadar hızlı “dönüşüm” nasıl mümkün oluyor?
Sonra oturup “CHP’de hain kim?” diye tartışıyoruz.
Oysa belki de yanlış soruyu soruyoruz.
Çünkü eğer bir siyasetçi bu milletin oyunu alıp, o oyu kendi çıkarı için kullanıyorsa…
Eğer bir yönetici, kamunun kapısını liyakatle değil akrabalık ilişkileriyle açıyorsa…
Eğer belediye, halkın hizmet kapısı olmaktan çıkıp “yakın çevre istihdam bürosuna” dönüşüyorsa…
İşte orada sorun isimlerde değil, zihniyettedir.
Bugün Türkiye genelinde CHP’li belediyelerle ilgili yapılan eleştirilerin temelinde de bu var. Büyük bir seçim başarısı yakalanıyor, “birinci parti” olunuyor ama ardından sahada sergilenen tablo, bu başarıyı adeta içten içe eritiyor.
Zonguldak özelinde konuşursak…
Tahsin Erdem hakkında dile getirilen iddialar, en azından siyasi iletişim açısından ciddi bir problem olduğunu gösteriyor.
“Ben sana oy verdim” diyen vatandaşa “10 bin oy fark attım, senin oyunla seçilmedim” denildiği konuşuluyorsa, burada sadece bir söz değil, bir bakış açısı sorgulanır.
Çünkü siyaset matematik işi değildir sadece.
Siyaset, temsil işidir.
Ve temsil edilen her bir oy, ister bir olsun ister on bin, aynı değere sahiptir.
Ama görünen o ki bazıları için mesele artık temsil değil, “keramet” meselesi olmuş.
Yapılan işçi alımları, görmezden gelindiği iddia edilen kaçak yapılar ve belediye içindeki kadrolaşma tartışmaları…
Bunların her biri tek başına bile ciddi konular.
Ama hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo şu soruyu kaçınılmaz kılıyor!
“Bu başarı gerçekten korunmak mı isteniyor, yoksa hızla tüketilmek mi?”
Dahası da var…
Eğer bu kadar güçlü bir siyasi rüzgâr yakalanmışken, buna rağmen sahada bu kadar tartışmalı işler yapılıyorsa, burada artık “dışarıdan gelen eleştiriler” değil, içeriden yapılan hatalar belirleyici olur.
Tahsin Erdem ben rakibime 10 bin oy fark attım diyor ya, aynı söylemlerle değil de farklı bir parti çatısı altında seçime girseydi, bugün ortaya çıkan sonuç aynı olur muydu?
Cevap herkesin kendi vicdanında.
Şunun şurasında yerel seçimlere 3 yıl kaldı.
Ama siyaset bazen sandıkta değil, sandığa giden süreçte kaybedilir.
Bugün atılan her adım, kurulan her cümle, yapılan her tercih o sürecin bir parçasıdır.
Ve unutulmamalı!
Bu halk, sabreder… izler… not eder…
Günü geldiğinde de gereğini yapar.
Bizden söylemesi.