reklam
reklam
Cevapsız kalan soruların ardından

Cevapsız kalan soruların ardından

YAYINLAMA:

Bazı sorular vardır; cevabı değil,yükü ağırdır.İnsan o sorularla karşılaştığında konuşmak istemez, susmak ister.
Çünkü her cevap, biraz daha derine inmektir.Her kelime, insanın kendi içine attığı bir adım daha…
Günlük hayatın içinde sorular peş peşe gelir. “Nasılsın ?”, “Ne yapıyorsun?”, “Neden böylesin?”… Sorular sıradan, cevaplar ezberdir. Ama insan dediğin, ezberden ibaret değildir.
İçinde birikenler, dışarıdan görünenin çok ötesindedir. 
O yüzden bazen en doğru cevap, hiç verilmemiş olandır.
İnsan neden susar?...
Çünkü anlatmak, hafifletmez her zaman.
Bazen tam tersine, ağırlaştırır.Dile gelen her şey,yeniden yaşanır.
Zihin,geçmişin tozlu raflarını indirir önüne.Unutuldu sanılan ne varsa,bir bir hatırlatır.
İşte bu yüzden insan,kendini korumak için susar. Bu bir kaçış değil, bir savunmadır.
Başın eğikliği sorulur mesela. Kimse o eğikliğin altında biriken ağırlığı görmez. İnsan sadece yaşadıklarıyla değil, yaşamak zorunda kaldıklarıyla da şekillenir.Her kırgınlık,her hayal kırıklığı,insanın içinde sessiz bir iz bırakır.
Zaman geçer ama o iz silinmez; sadece görünmez hâle gelir.
Bir de “güçlü görünme” meselesi vardır.İnsan çoğu zaman güçlü görünmek zorunda hisseder kendini. Çünkü zayıflık, yanlış anlaşılır.
Oysa en büyük yüklerden biri de budur:Anlaşılmama korkusu.İnsan bu korkuyla susar,içine atar, biriktirir. Biriktirdikçe yorulur ama yine de anlatmaz.
Cümlelerin hüzün koktuğu söylenir bazen.Oysa hüzün, insanın seçtiği bir şey değildir. Yaşadıklarının tortusudur.İçine çöker, yerleşir.İnsan o hüzünle yaşamayı öğrenir. 
Hatta bir süre sonra onsuz eksik hisseder kendini. Çünkü o duygu,artık kimliğinin bir parçası olmuştur.
“Ne iş yaparsın?” sorusu,herkes için aynı değildir.Kimi ekmek peşinde koşar,kimi hayatta kalmanın. Görünmeyen bir yükü taşımak,en ağır iştir. Başkalarının bıraktığı izleri, söylenmeyen sözleri,yarım kalan duyguları taşır insan.Adı konmamış bir emektir bu.Ne mesaisi bellidir ne de tatili.
Cevapsız kalan sorular,insanın içinde birikir.Her biri, iç dünyada yankı bulur.Dışarıdan sessizlik gibi görünen şey,aslında içeride kopan bir gürültüdür.
İnsan o gürültüyle yaşamayı öğrenir. Zamanla alışır,hatta kabullenir.Ama unutmaz.
Kırgınlık,en derin yerde saklanır. Dışarıdan bakıldığında görünmez.Çünkü insan,kırgınlığını bağırarak değil, susarak yaşar. Sessizliğin içinde büyür o duygu. Kökleşir,derinleşir. Bir noktadan sonra kelimelere ihtiyaç duymaz.İnsan sadece hisseder.
Sonunda şunu anlar insan:Her soruya cevap vermek zorunda değildir. Her şeyi anlatmak da…
Bazı duygular, anlatıldığında eksilir. Bazıları ise sadece yaşandığında anlam bulur.İnsan,kendi içinde taşıdığıyla var olur.
Cevapsız kalan soruların ardında, aslında anlatılmamış bir hayat vardır.
O hayat,kelimelere dökülmese de gerçektir.Çünkü insan bazen sustuklarıyla konuşur.
En çok da orada anlaşılmayı bekler.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *