İnsanın İçinde Büyüyen Kadın...
Bazı kadınlar vardır, yaş aldıkça güzelleşmez aslında;insanın içindeki karanlığı görünür kılar.
Onlara bakınca yüz hatlarını değil,kendi vicdanını görürsün. Bakışlarındaki buğu, romantik bir hüzün değildir; yaşanmışlıkların suskun tanıklığıdır. O bakış,insanı rahatlatmaz, sorgulatır.
Gençlik gürültüdür, olgunluk ise sessizlik.
Bu kadınlar sessizliği seçmiştir. Konuşurken değil, sustuklarında ağırlaşır ortam. Çünkü susuşları bir kaçış değil,bir yargıdır.
Hayatın onlara haksız davrandığını bilirler ama bunu kimseye ispat etmeye çalışmazlar. İnsanı en çok yoran da bu olur.
Haklı olup susabilmek...
Tebessümleri bile tam değildir.Bir yanıyla merhamet taşır,öteki yanıyla yorgunluk.
O gülüşte başkalarını teselli eden bir taraf vardır ama kendisini kurtaramamış bir ruh da gizlidir. Olgunluk dedikleri şey,huzurdan çok kabulleniştir.
İnsan artık her şeyi değiştiremeyeceğini anladığında sakinleşir.
Bu kadınların sabrı erdem değildir; mecburiyetle yoğrulmuştur. Hayatla defalarca çarpışmış,yenilmiş, yeniden ayağa kalkmışlardır.
Her seferinde biraz daha yalnız,biraz daha derin olmuşlardır.
Deniz mavisi gibi huzur verirler ama derinliklerinde boğulma ihtimali her zaman vardır. Gün batımı gibi kahve kokarlar;gün bitmiştir,gece yaklaşmaktadır. Mehtap gibi şarap kokan yanlarıysa insanı hem çağırır hem ürkütür.
Sabahın çiğ tanesi kadar duru görünürler ama bu duruluk masumiyetten değil, arınmışlıktandır. Hayat onlardan fazlalıkları alıp götürmüştür.
Ne beklenti kalmıştır ne de hayal fazlası.
Bu yüzden naif yürekleriyle hayata hoş bakarlar;çünkü başka türlü bakmanın bedelini fazlasıyla ödemişlerdir.
Afet-i Devran kadınlar tam olarak budur.
Dünyayı değiştireceklerine inanmazlar, kendilerini de aklamaya çalışmazlar. Yalnızca kendi doğallığında yaşarlar.
Sessizce, ağır ağır, derin derin... Yanlarından geçen herkes fark etmez ama durup bakan bir daha eskisi gibi kalamaz.
Bu kadınlar dünyaya ait olduklarını iddia etmezler. Kendilerini savunma zahmetine de girmezler.
Çünkü insan, en çok kendini savunmaktan yorulur.Hayat onlara adaleti öğretmemiştir, yalnızca katlanmayı öğretmiştir.
Bu yüzden ne umutları gürültülüdür ne de acıları gösterişli. İçlerinde sessiz bir mahkeme kurulur her gece;tanık da kendileridir,sanık da... Sabah olduğunda yüzlerinde görünen dinginlik,beraat değil alışkanlıktır.
İnsan onlara bakınca huzur bulduğunu sanır. Ama aslında kendi içindeki kaçışsız sorularla baş başa kalır. İşte bu yüzden unutulmazlar;teselli ettikleri için değil,insanı kendisiyle yüzleştirdikleri için.