reklam
reklam
Yerin altında kalan hayatlar!

Yerin altında kalan hayatlar!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Zonguldak yine karanlığa gömüldü!

Bu kez adres, Zonguldak’ın Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesiydi.

Bir özel maden ocağında meydana gelen göçük, üç emekçiyi yerin metrelerce altında çaresiz bıraktı.

Saatler süren umutlu bekleyiş, bir yaralı kurtuluş ve iki acı haberle son buldu.

İsmet Kabuk yaralı olarak çıkarıldı.

Ziya Kiret ve Veysel Oruçoğlu’nun ise cansız bedenlerine ulaşıldı.

Bu şehir, madencinin alın teriyle ayakta duran bir şehir. 

Ama ne yazık ki her göçükte aynı cümleleri kuruyoruz. 

“Soruşturma başlatıldı.”

“Teknik inceleme sürüyor.” 

“Sebep araştırılıyor.”

Peki biz neyi araştırıyoruz?

Bu kaçıncı yaşadığımız acı!

Zonguldak’ta madencilik bir meslek değil, bir kader gibi yaşatılıyor.

Yıllardır yazıyoruz. 

Göçükleri yazıyoruz. 

Grizu patlamalarını yazıyoruz.

İş güvenliği ihmallerini yazıyoruz.

Denetimsizlik iddialarını yazıyoruz. 

Her olaydan sonra birkaç gün gündem oluyor, ardından sessizlik…

Sonra bir başka göçük.

Daha 6 gün önce 32 yaşındaki kardeşimiz Uğur Eriklioğlu mühürlenmiş ama tekrar açılmış kaçak bir maden ocağında hayatını kaybetmedi mi? 

Bu acının üzerine şimdi bir acı daha ve bir acı daha ve yine bir acı daha.

Büyük ihtimalle de bu acılar son bulmayacak! 

Madencilik, dünyanın en zor ve en riskli mesleklerinden biri. 

Yerin yüzlerce metre altında, karanlığın içinde, dar galerilerde, tonlarca kayanın gölgesinde çalışmak demek. 

O şartlarda ekmeğini kazanmak demek, her vardiyaya helalleşerek gitmek demek.

Ama zor olması, önlenebilir ihmalleri meşrulaştırmaz.

Her kazadan sonra “gerekli tüm önlemler alınıyor” deniliyor.

O halde neden bu ocaklarda hâlâ göçük oluyor?

Demek ki alınmıyor!

Hadi Uğur Eriklioğlu mühürlenmiş bir ocağa girmenin bedelini canıyla ödedi, peki bugün ölen Ziya Kiret ve Veysel Oruçoğlu neyin bedelini ödedi?

Sakın bana kader demeyin!

Peki denetimler gerçekten yeterli mi?

Özel maden ocaklarında üretim baskısı, güvenliğin önüne mi geçiyor?

Risk analizleri düzenli ve bağımsız biçimde yapılıyor mu?

Bunlar artık sorulması gereken değil, cevaplanması zorunlu sorular.

Bu kent, yıllardır maden facialarıyla anılmaktan yoruldu. 

Aileler kapı önünde beklemekten, ambulans sireni duymaktan, hastane morgu önünde gözyaşı dökmekten yoruldu.

Ama görünen o ki yetkililer yeterince yorulmadı.

Göçük yerin altında oldu.

Ama sorumluluk yerin üstünde.

İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı sadece dosyalarda duruyorsa, denetimler göstermelik yapılıyorsa, üretim hızı güvenliğin önüne geçiyorsa; bunun adı kader değildir.

Bu şehir artık “fıtrat” cümlelerini duymak istemiyor.

Bu şehir, gerçek denetim istiyor.

Bağımsız kontrol istiyor.

Şeffaf rapor istiyor.

İhmali olanın hesap verdiğini görmek istiyor.

Zonguldak’ta madenci ölümü sıradan bir haber başlığı haline gelmemeli.

Bir işçinin hayatı, ton başına çıkarılan kömürden daha değersiz olmamalı.

Bugün iki evde daha ateş düştü.

İki çocuk daha babasız kaldı.

İki annenin yüreğine ateş düştü.

Ve biz yine aynı soruyu soruyoruz!

Bu ölümler gerçekten engellenemez miydi?

Eğer gerekli tüm teknik önlemler eksiksiz alınmışsa, denetimler düzenli ve ciddi yapılmışsa, riskler önceden tespit edilmişse; neden hâlâ göçük altında can veriyoruz?

Bu şehir artık yas tutmak istemiyor.

Bu şehir yaşamak istiyor.

Madencinin sağ salim evine döndüğü günleri görmek istiyor.

Yetkililere çağrımız nettir!

Bu olay sadece bir “kaza” olarak kapatılmamalı.

Soruşturma gerçekten şeffaf yürütülmeli.

İhmali olan varsa en ağır şekilde hesap vermeli.

Özel maden ocakları başta olmak üzere tüm işletmelerde denetimler yeniden ve bağımsız heyetlerle yapılmalı.

Çünkü Zonguldak’ta her göçükte sadece maden çökmez.

Biraz daha güven çöker.

Biraz daha umut çöker.

Ve en acısı, insan hayatına verilen değer çöker.

 

MADENDE ÖLÜM, BELEDİYEDE TORPİL

Zonguldak yine iki madencisini toprağa verdi.

Yerin yüzlerce metre altında ekmeğini kazanmaya çalışanlar can verirken, yerin üstünde başka bir düzen büyümeye devam ediyor!

Torpil!

Bir tarafta karanlığın içinde ölümle burun buruna çalışan işçiler…

Diğer tarafta referansla, akrabalıkla, eş-dost ilişkileriyle kamu kapısından içeri girenler.

Tahsin Erdem’in başkanlığı ile belediyeye yapılan işe alımlarda; akrabaların, çocuklarının ve eşinin arkadaş çevresinin, eş-dost ilişkilerinin etkili olduğunu artık herkes biliyor!

Bu şehir küçük.

Kim kimin hangi kadroya nasıl girdiğini herkes biliyor.

Belediye halkın kurumu mu, yoksa bir ailenin veya bir çevrenin istihdam alanı mı?

Tahsin Erdem şu an İspanya’da veya Portekiz’de…

Şu yaşanılan acı olaylardan sonra azda olsa acaba utanıyor mu?

Aynı tablo Zonguldak İl Özel İdaresi için de geçerli. 

AK Parti’nin önde gelen isimlerinin kardeşleri ve yakınları kurum bünyesinde işe yerleştirildi.

Rozetler farklı olabilir.

Ama yöntemleri aynı!

Dün torpili eleştirenler bugün aynı yöntemi sürdürüyorsa, bu şehir adına utanç verici bir tablo ortaya çıkar.

Zonguldak’ta gençler iş bulamadığı için madene iniyor. 

Ruhsatsız maden ocaklarında çalışıyor!

Can veriyor!

Çünkü kamuya girmek için liyakat yetmiyor; birilerinin sizi “tanıması” gerekiyor, yenge veya ağabey gerekiyor! 

Bir genç torpili olmadığı için yerin altına iniyor.

Bir başkası ise torpili olduğu için masa başına oturuyor.

Sonra bir göçük oluyor.

İki işçi hayatını kaybediyor.

İnsan ister istemez soruyor!

Torpille işe girenler, o cenazelerin arkasından başlarını rahatça yastığa koyabiliyor mu?

Hiç “Benim yerimde o olabilirdi” diye düşünüyorlar mı?

Bence düşünmüyorlar!

Belediyeler ve il özel idareleri kimsenin aile şirketi değildir. 

Kamu kadrosu, başkanın akrabasına ya da partilinin yakınına dağıtılacak bir imtiyaz değildir.

O maaşlar, bu kentin madencisinin ödediği vergilerle ödeniyor.

O bütçeler, yerin altında alın teri döken insanların hakkıdır.

Liyakat yoksa adalet yoktur.

Adalet yoksa güven yoktur.

Bakın maden ocağında göçük oldu.

İki can gitti.

Ama asıl göçük, yıllardır adalet duygusunda yaşanıyor.

Gençler torpilsiz iş bulamayacaklarına inanıyorsa, bu şehirde umut çökmüştür. 

Madende yaşanan her facia, aslında yukarıdaki sistemin de bir yansımasıdır.

Çünkü fırsat eşitliği olsaydı, belki o gençler yerin altına mecbur kalmayacaktı.

Bu şehir artık netlik istiyor.

Şeffaflık istiyor.

Herkes için eşit fırsat istiyor.

Madende gençler ölürken, kamu kapılarında akraba düzeni sürüyorsa, bu sadece bir yönetim sorunu değil, vicdan sorunudur.

Ve Zonguldak artık vicdanın sesi olmak zorundadır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *