ANALİZ HABER / Ergin Özkul
Bugün Tahsin Erdem dönemi denildiğinde Zonguldak’ta akla gelen ilk kavramlar; geri adım, kaçılan sorumluluk, netlik eksikliği ve konjonktüre göre şekil alan bir belediyecilik anlayışıdır. Kentin temel sorunları karşısında cesur kararlar almak yerine, tepkileri ölçerek hareket eden; sıkıştığında ise topu başka kurumlara atan bir yönetim profili giderek belirginleşmiştir.
Mesela Sosyete Pazarı meselesi, Tahsin Erdem yönetiminin ilk büyük sınavlarından biri oldu. Kentte yıllardır tartışılan, esnafı, çevre sakinlerini ve vatandaşları doğrudan ilgilendiren bu konuda belediyenin sergilediği tutum, adeta bir yönetim zafiyeti örneği olarak hafızalara kazındı. Önce sert açıklamalar yapıldı, ardından bu açıklamalar kamuoyundaki tepkilerle yumuşatıldı, en sonunda ise sessiz bir geri çekilme yaşandı.
Ortada ne net bir plan vardı ne de kararlı bir uygulama. Süreç boyunca taraflar birbirine kırdırıldı, belediye ise hakem olmayı başaramadı. Bu tablo, Tahsin Erdem’in krizleri yönetmek yerine ertelemeyi ve oyalamayı tercih ettiğini açıkça ortaya koydu.
Tahsin Erdem’in AK Parti İl Başkanı ile yaşadığı tartışma, kamuoyuna “dik duran başkan” görüntüsü olarak sunulmak istendi. Sert ifadeler, meydan okuyan açıklamalar ve siyasi tansiyonu yükselten çıkışlar kısa süreli bir algı yarattı. Ancak bu sertliğin sürdürülebilir olmadığı çok geçmeden anlaşıldı.
Tartışma büyüdükçe söylemler yumuşadı, frene basıldı ve konu yine belirsizliğe terk edildi. Bu durum, Tahsin Erdem’in siyaset tarzında bir ilkenin değil, duruma göre ayarlanan bir refleksin hâkim olduğunu gösterdi. Zonguldak halkı için bu, güçlü bir liderlik göstergesi değil; tutarsızlığın işareti olarak okundu.
Seçim döneminde en çok vurgulanan başlıklardan biri liyakatti. Ancak bugün belediye kulislerinde konuşulan iddialar, bu söylemin neden inandırıcılığını yitirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Akraba ilişkileri, yakın çevreden isimler ve hatta çocuklarının arkadaş çevresinden kişilerin belediye bünyesinde görev aldığı yönündeki söylentiler, kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık yaratmış durumda.
Burada asıl sorun sadece iddialar değil; bu iddialara karşı şeffaf, belgeli ve net bir açıklamanın yapılmamış olmasıdır. Tahsin Erdem, bu konuda da alışıldık tutumunu sergileyerek sessizliği tercih etti. Oysa kamu yönetiminde sessizlik, iddiaları ortadan kaldırmaz; aksine büyütür.
Belediye içinde ve siyasi kulislerde konuşulan bir diğer hassas başlık ise Tahsin Erdem’in eşi ve çocuklarının belediye yönetim süreçlerine müdahil olduğu yönündeki iddialardır. Personel ilişkilerinden belediye içi dengelere kadar uzanan bu söylentiler, kurum içinde ciddi bir huzursuzluk yarattı.
Bir belediyede “gölge yönetim” algısının oluşması, başkanın otoritesini doğrudan zedeler. Bu algının uzun süre devam etmesi ise başkanın bu söylentileri bitirecek iradeyi ortaya koyamadığını gösterir. Tahsin Erdem’in bu konuda da net bir tavır almaması, soru işaretlerini daha da derinleştirmiştir.
Tahsin Erdem döneminin belki de en çarpıcı örneklerinden biri üst geçit meselesidir. Kentin en yoğun noktalarından birinde, vatandaşın can güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu konuda Zonguldak Belediyesi, sorumluluk almaktan açıkça kaçmıştır. Belediyenin yapması gereken üst geçit için yükümlülük Karayolları’na yıkılmış, süreç adeta “bizim sorunumuz değil” anlayışıyla geçiştirilmiştir.
Sonuçta yapılan üst geçit, ne yaşlıları ne engellileri ne de çocuklu aileleri düşünen bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Asansörsüz, rampasız, erişim sorunlarıyla dolu bu üst geçit, vatandaş için bir çözüm değil, günlük hayatı zorlaştıran yeni bir engel haline gelmiştir.
Tahsin Erdem burada da sorumluluk almamış, ancak bedeli yine Zonguldak halkı ödemiştir. Belediye başkanının görevi, topu başka kurumlara atmak değil; kentin hakkını sonuna kadar savunmaktır. Bu yapılmadığında ortaya çıkan her eksiklik, doğrudan vatandaşın yaşam kalitesine yansımaktadır.
Tahsin Erdem’in belki de en büyük sorunu, söylemleriyle icraatları arasındaki derin farktır. Dürüstlük, iyi niyet ve samimiyet; ancak cesaret, kararlılık ve sorumlulukla birleştiğinde anlam kazanır. Bugün Zonguldak’ta görülen tablo ise iyi niyetli ama etkisiz, dürüst ama kararsız bir yönetim anlayışıdır.
Zonguldak geri vitese alışmış bir belediyeciliği hak etmiyor. Bu şehir, zor zamanda sorumluluk alan, baskı karşısında eğilmeyen, net ve tutarlı bir yönetim istiyor. Kaçılan her sorumluluk, ertelenen her karar ve susturulan her eleştiri, bu kentin geleceğinden çalıyor.
Tahsin Erdem dönemi, bugün itibarıyla Zonguldak için bir kaçırılmış fırsatlar dönemi olarak anılma riskiyle karşı karşıya. Ve bu kaybın bedelini her gün sokakta yürüyen, üst geçidi kullanamayan, hizmet bekleyen Zonguldak halkı ödüyor.